bir-derdim-var
Kişisel Yazılar

BİR DERDİM VAR!..

Hep kaçtım derde düşmekten, ona düçar olmaktan bu yaşıma kadar.

Korktum, beni bulmasından, canımı yakmasından, beni üzmesinden..

Bir kez gelmeye görsün. Başıma tarifsiz ağrılar girer,

tüketir, yaşamın tadını tuzunu bırakmaz.

İnsafsızdır..

Çöktümü üstüme çırpındırır beni. Kurtulmak için her yolu denetir..

Yakamı bırakmaz..

Çaresizlik dehlizine atar tepe taklak acımadan..

Dibe vurmuşken hatırlarım O’nu sonra..

Sonra dua ederim içten, gitsin diye..

Yalvarırım ümitsizce..

Her zaman olduğu gibi gider nihayet, bazen uzun bazen kısa misafirliğinden sonra.

Yeni bir gelişle gelene kadar sürer cılız mutluluğum..

Böylece oyalanıp durdum yıllar yılı..

***

Sonra birgün, yine geldi yeni bir gelişle..

Efkarlandım önce.

“Yine mi” dedim. “Yine mi sensin ey Dert!..”

Bırak yakamı, çok görme dünya huzurunu bana. İşler yolundaydı sen gelene kadar. Müsade et yaşayayım doyasıya..

Dinlemedi, geldi bir çarşaf gibi çöktü önce üzerime. Kesti soluğumu bir süre. Bu kez daha büyük, daha güçlüydü, kaçamadım. Çırpınma ve yakarma vakti gelmişti işte yine.

Yalnız bu defa farklıydı. Başım ağrımıyordu mesela. O ağrıyı yüreğimde hissediyordum bu kez sanki. Tatlı bir sızı gibiydi. Şaşırdım. Tanıdığım dert bu değil dedim kendi kendime. Bu başka birşey!!

Başka birşeydi bu. Gitmeyeceğim der gibi kurulmuştu gönlüme. Bu defa çırpınsam da bir yararı olmayacaktı anladım. Bundan böyle alışmalıydım onunla yaşamaya. Çaresiz kabullenmeliydim. Kabullendim de..

Zaman geçtikçe, ısınmaya başlamıştım ona. Seviyordum tarzını, tavrını, hissettirdiklerini. Değersiz gördüğüm benliğime değer katıyordu çünkü. Kıymetliydim artık. Ya da ben öyle hissediyordum, bilmiyorum..

Neden sonra farkettim bir hediye ile gelmişti derdim, elinde koca bir bohçayla..

Sordum, “benim için mi bu?” dedim, “Senin olanı sana getirdim” dedi ve devam etti:  “Artık hazırsın, vakit geldi..”

Merak ettim..

Önce temkinli açtım bohçayı.. Baktım..

Gördüklerim karşısında donakalmıştım..

Yıllar yılı, bana her gelişinde birer ikişer getirdiği ve benim zihnimden geçirmeye bile tahammül edemediğim, cevaplarından çok korktuğum, çarçabuk toprağa gömmeye çalıştığım sorulardı bunlar. Mezarlarından tek tek çıkarmış, bir bohçaya doldurmuş ve getirmişti..

O zamanlar kurtuldum sanmıştım oysaki..

Daha fazla kaçamayacağımı anlamıştım. Buna takatim yoktu. Aslında kaçmaya da niyetim kalmamıştı artık.

Yüzleşme vakti gelmişti demek ki..

***

Gecenin bir vakti.. Saat epey ilerlemiş.. Sanki herkes uyuyor da bir ben uyanığım.. O kadar sessiz ve karanlık herşey..

Derin bir nefes aldım önce. Biraz duraksadım. “Ne olacaksa olsun artık. Hazırım..” dedim kendi kendime..

Ve “Bismillah” deyip açtım yüreğimi adeta dar bir kapı önünde bekleşen o kalabalık sorular güruhuna o gece…

Sonrası… Esenlik ve huzur..

***

“Biz O’nu Kadir gecesinde indirdik. 
Kadir gecesi’nin ne olduğunu bilir misin?
Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
Melekler ve Rûh, Rablerinin izniyle o gecede her iş için iner de iner!
Bir esenlik ve huzur vardır; sürüp gider o, tan yeri ağarıncaya kadar!

***

Derdim!..

Artık hiç gitme olur mu.

Kal benimle son anıma kadar.

Ağrılar girsin yüreğime, kaçır keyfimi..

Uykularımı böl, uyutma beni..

Gerekecekse hicret ettir bu diyarlardan..

Yeter ki kal ne olur..

Sensizliğin cehennemine döndürme beni..

Bırakma elimi..

Ne olur..

 

Taha Yavuz

Kategori
Kişisel Yazılar