fitne kavramına kurani bakış
Kur'an Araştırmaları

FİTNE KAVRAMINA KUR’ANİ BAKIŞ

Kur’an’da “fitne” kelimesi ile aynı kökten kelimeler toplamda 60 defa geçmektedir. Kelimenin kök anlamına bakıldığında “baştan çıkartmak, ayartmak, saptırmak” gibi ifadeler görülmektedir.

Fitne kökünden türemiş kelime formlarının anlamları aşağıda listelenmiştir.

Fetene :  (MİN ile)defetmek, geri çevirmek;

   (birini) Baştan çıkarmak, ayartmak, tatlılıkla ikna etmek, akıl çelmek, cezbetmek, büyülemek, saptırmak, gönlünü çelmek, kendisine bağlamak, hayran etmek, çıldırtmak, baştan çıkararak saptırmak

Fatn : (birine) eziyet etmek, işkence yapmak;

(ALA ile) birini ihbar etmek, biri hakkında bilgi vermek

Futina (edilgen) (BE ile) büyülenmiş, mest edilmiş, aklı başından gönderilmiş, kara sevdalı olmuş, abayı yakmış, aşık olmuş (BE ile biri ile) aşk yaşamak;

(Be ile ) delicesine, çıldırmış olmak;

(Fİ ile) bir konuda birinin fikrini sormak.

Eftene :  büyülemek, etklemek, hayran bırakmak, aklını çelmek, aklını başından almak.

İftital: baştan çıkarıcı olmak.

Uftutina – Futina  : (edilgen) büyülenmek, aklı çelinmek

Fitneh : Baştan çıkarıcı cezbedici deneme, cazibeli çekicilik alımlılık,  keyif cezbetme çekicilik, delicesine aşık olma, ilgisini çekme, Akıl çeldirici deneme

Fetiniin : (FATİN) çekici ayartıcı cazibeli, gönül çelen

Meftuun : (BE ile) Ağzı açık kalmış, büyülenmiş, abayı yakmış, aşık olmuş, deli, manyak,

FETENE – Akıl çeldirici denemeye tabi tutmak

FİTNEH – Akıl çeldirici deneme

FETENE Bİ – birşey ile akıl çeldirici denemeye tabi tutmak

FETENE Fİ – Bir konuda birinin fikrini, düşüncesini açığa çıkarmak

FATH – İşkence etmek

 

Bu tanımla birlikte fitne için “akıl çeldirici, duygu yoğunluğu yaratan her türlü deneme” tanımı yapmak doğru olacaktır. Fitneye meallerde verilen bir anlam olan imtihan, denemek gibi anlamlar zaten farklı kelimelerle Kur’an’da yer aldığından(49:3 ve 60:10) “imtihan etmek” olarak meal verilen ayetlerde farklı bir bakış açısı konulması gerektiğine inanıyoruz. Bu amaçla fitne kelime kökünden türeyen tüm kelimelerin geçtiği ayetlerin tek tek incelenmesi gerekiyor.

 

Yeryüzünde dolaştığınız zaman, küfre sapanların size tedirginlik vermesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şu bir gerçek ki, küfre batanlar sizin için açık bir düşmandır.

Nisa, 101

Bu ayetin öncesine ve sonrasına bakıldığında savaş durumundan bahsedildiği görülmektedir.  Düşman diye meal verilen kelime “yeftinekum”dur. Namaz uzadığı zaman kafirlerin saldırmak yönünde bir cesaret oluşma durumu ortaya çıkıyor. Fitne kelimesinin kök anlamıyla birlikte yani duyguların yoğunluğuyla aklın çelinmesi olarak düşünüldüğünde anlam oturmaktadır.

 

Sen de aralarında, Allah´ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah´ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar.

Maide, 49

Fitneye düşmek için Kur’an’ın tamamını reddetmeye veya tamamından uzaklaşmaya gerek yoktur. Kitabın bir kısmından uzaklaşmak da fitne sebebi olabilir. Dolayısıyla bu tarz durumlara karşı sürekli tetikte bulunulmalıdır. Bu ayette de Peygamberimizin gönlünün kafirlere kayması tehlikesi anlatılmaktadır.

 

Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmıyla imtihana çektik ki, şunu söylesinler: “Allah aramızdan şunlara mı lütufta bulundu?” Allah şükredenleri daha iyi bilmiyor mu? 

En’am, 53

Ayette geçen “fetenna” kelimesinin imtihana çekmek anlamına gelmediğini daha önce belirtmiştik. Zira imtihan kelimesi ayrı olarak Kur’an’da zaten geçmektedir.(49:3 – 60:10) Ayetin devamında Allah’ın lütufta bulunduğu insanlara kıskançlık oluştuğu dikkate alındığında “Bir kısmında bir kısmı için hayranlık uyandırdık” çevirisinin daha yerinde olacağını düşünüyoruz.

 

Ey ademoğulları! Şeytan, ana-babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, size de bir fitne musallat etmesin. Çünkü o ve kabilesi sizi, onları göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz o şeytanları, inanmayanlara dostlar yaptık.

A’raf, 27

Hz. Adem’in kandırılış şeklinde melekleşmek, sonsuz yaşam gibi duygu yoğunluğunu anlatan şeyler fitne olarak tanımlanmıştır. Buradan hareketle şeytanın bazı şeyleri müminlere coşkulu duygulara hitap edecek hareketlerle musallat olmasından çekinilmeli ve uyanık olunmalıdır.

 

Görmüyorlar mı ki, her yıl bir veya iki kez imtihan ediliyorlar. Hâlâ ne tövbeye yelteniyorlar ne de öğüt alıyorlar. 

Tevbe, 126

Bu ayetten öyle anlaşılıyor ki Rabbimiz bizlerin karşısına her yıl bir iki defa mutlaka duygu yoğunluğu ile akıl çeldirici durumlar çıkarmaktadır.

 

“Hani, kızkardeşin gidiyor, şöyle diyordu: ´Onun bakımını üstlenecek kişiyi size göstereyim mi?´ Nihayet, seni annene geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, tasalanmasın. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman seni gamdan kurtarmıştık. Seni iyice bir imtihana çekmiştik. Bunun ardından sen Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra, belirlenen bir vakitte/bir kadere göre geliverdin, ey Mûsa!”

Taha, 40

Ayetteki olay örgüsü incelendiğinde “imtihana çekilme” olarak çevrilen durumun Hz. Musa’nın adam öldürmesi ile Medyen halkı arasında yıllarca kalması arasında bir olay olması gerekmektedir. Bu noktada Kasas 23-27’ye bakmakta fayda görünüyor:

 

23: Medyen suyuna ulaştığında, su başında halktan bir grup gördü. Hayvanlarını suluyorlardı. Biraz ötelerinde çekingen bir halde duran iki kadın fark etti. “Derdiniz nedir?” dedi. “Şu çobanlar çekilip gidinceye kadar biz hayvanlarımızı sulamayız. Üstelik babamız da ileri yaşta bir ihtiyardır.” dediler.

 24: Bunun üzerine Mûsa, onların sulama işini yaptı. Sonra gölgeye çekilip şöyle dedi: “Rabbim, bana indireceğin her nimeti bekleyen bir çaresizim.”

25: Tam o sırada kadınlardan biri, utangaç bir tavırla yürüyerek ona geldi. Dedi: “Babam, bizim için yaptığın sulamaya karşılık sana birşeyler vermek üzere seni çağırıyor.” Mûsa gelip ihtiyara hikâyeyi anlatınca, o dedi ki: “Korkma, artık zalimler topluluğundan kurtuldun.”

26: Kadınlardan biri şöyle dedi: “Babacağım, ücretle tut onu. Her halde ücretle çalıştırdıklarının en hayırlısı olacak; güçlü, güvenilir biri.”

27: İhtiyar dedi ki: “Bana sekiz yıl çalışman şartıyla şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan, o da senden. Seni zora sürmek gibi bir niyetim yok. Allah dilerse beni, barış ve iyilik sever insanlardan bulacaksın.”

Dikkat edildiğinde Medyen halkına geldiğinde Hz. Musa’nın karşı cinsle yaşadığı temiz bir aşk anlatılmaktadır. Dolayısıyla Taha-40’ta bahsedilen imtihana çekilmenin yerine “seni birisine güzel biçimde hayran etmiştik” şeklinde çevrilmesinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca günümüzde karşı cinse duyulan temiz bir aşk sırasında nasıl dua edilmesi gerektiği de Kasas-24’ten anlaşılmaktadır. Aynı şekilde bir kadının nasıl davranması gerektiği bu kıssadan anlaşılabilir.

 

47: Aranızda sefere çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacaktı; sizi fitneye uğratmak isteğiyle aranıza sokulacaklardı. İçinizde onlara gerçekten kulak verecekler de vardı. Allah, zalimleri iyice biliyor.

48: Yemin olsun ki, onlar önceden de fitne çıkarmak istemiş ve nice işleri sana, olduğundan başka türlü göstermişlerdi. Nihayet hak geldi, onların istememesine rağmen Allah´ın emri galebe çaldı.

49: İçlerinden bazısı: “Bana izin ver, beni fitneye düşürme.” der. Dikkat edin, fitnenin ta içine kendileri düşmüşlerdir. Ve cehennem o nankörleri elbette çepeçevre kuşatacaktır.

Tevbe, 47-49

Bu ayetlere bütüncül bakıldığında 49.ayette içlerinden bazısı diye belirtilen kesim Allah’a ve ahiret gününe inanmayan ama inanmış gibi görünerek müminlerin arasında bulunan insanlardır ve müminlere fitneye düşmekten korktuklarını belirtmektedirler. Buradan anlıyoruz ki fitneye sebep olma niyeti olanlar kendilerini fitnenin karşısındaymış gibi gösterebilirler. Bu ayetin müslümanın ne kadar dikkatli olması gerektiği konusunda Rabbimizin ince bir mesajı olduğunu düşünüyoruz. Burada fitnenin yerine “akıl çelme” ifadesinin kullanılması daha anlaşılır olmaktadır.

 

Firavun ve kodamanlarının kendilerine kötülük etmelerinden korktukları için, kavmi arasından bir gençlik grubu dışında hiç kimse Mûsa´ya inanmadı. Çünkü Firavun, o toprakta gerçekten çok üstündü ve gerçekten sınır tanımaz azgınlardan biriydi.

Yunus, 83

Ayette “kötülük etmeleri” olarak çevrilen kelime Nisa-101’deki kalıpla aynıdır. Bu durumda yöneticilerin ve kodaman diye tabir edilen kesimin topluma karşı coşkun duygularla kötülük yapma isteği uyanmasından korkulduğu belirtilmektedir.

 

Şu bir gerçek ki, inanan erkeklerle inanan kadınlara işkence edip sonra da tövbe etmemiş olanlar için, cehennem azabı vardır. Onlar için yangın azabı da vardır.

Büruc, 10

 

Kuşkusuz, Rabbin; işkenceye uğratıldıktan sonra hicret eden, ardından da cihat edip sabreden kişiler yanındadır. Bütün bunlardan sonra senin Rabbin elbette cömertçe affedecek, cömertçe merhamet edecektir!

Nahl, 110

Ayette işkenceye uğratılmak olarak çevrilen ifade edilgen kiptedir. Burada bahsedilen işkence de işkence yapanın duygusal yoğunluğunun sonucu ortaya çıkan bir eylemdir. Müminin fitneye karşı tavrı Rabbimiz tarafından net olarak tarif edilmiş. Fitne karşısında yapılması gereken şey mücadele etmek, sabretmek ve sonunda hicret etmektir.

 

Az kalsın seni, sana vahyettiğimizden uzaklaştırarak ondan gayrısını bize isnat edesin diye fitneye düşüreceklerdi. İşte o takdirde seni dost edinirlerdi.

İsra, 73

Vahiyden uzaklaşmak açıkça bir akıl çeldirmenin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Buyurdu: “Biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı.”

Taha, 85

 

Yemin olsun, Hârun daha önce onlara şunu söylemişti: “Ey kavmim, siz bununla imtihan edildiniz. Sizin Rabbiniz o Rahman´dır. Artık bana uyun, emrime itaat edin!”

Taha, 90

 

Dediler: “Sen ve beraberindekiler yüzünden başımıza uğursuzluk geldi/sen ve beraberindekileri uğursuzluk belirtisi sayıyoruz.” Dedi: “Uğursuzluk kuşunuz Allah katındadır. Daha doğrusu siz, imtihana çekilen bir topluluksunuz.

Neml, 47

 

Kudretimize yemin olsun ki, onlardan önce Firavun’un kavmini de ince bir imtihana çektik de, asil ve onurlu bir resul geldi onlara.

Duhan, 17

 

Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.

Enbiya, 35

 

Bilmiyorum, belki de o, sizin için bir fitnedir. Belirli bir süreye kadar bir nimetlendirmedir.

Enbiya, 111

 

İnsanlardan bazısı da Allah´a kıyıdan kıyıya ibadet eder. Kendisine bir hayır isabet ettiğinde, onunla tatmin bulup yatışır; kendisine bir fitne, bir deneme gelip çattığında yüzüstü geri dönüverir. Dünyada da kayba uğramıştır böylesi, âhirette de. Apaçık hüsranın ta kendisi işte budur. 

Hacc, 11

 

Bu, Allah´ın; şeytanın attığını, kalplerinde hastalık olanlara, gönülleri katılaşanlara bir fitne yapması içindir. Zalimler, geri dönülmez bir ayrılık ve kopuş içindedirler. 

Hacc, 53

 

Aranızda peygamberi çağırmayı, sizin birbirinizi çağırmanıza eş tutmayın. Allah sizin, birbirini siper ederek sıvışıp gidenlerinizi bilir. Resulün emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin gelip çatmasından yahut acıklı bir azabın yakalarına yapışmasından çekinsinler. 

Nur, 63

 

Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de mutlaka yemek yiyorlar, sokaklarda yürüyorlardı. Biz sizi birbiriniz için imtihan aracı yaptık. Sabrediyor musunuz? Rabbin her şeyi görmektedir. 

Furkan, 20

 

Eğer Medine´nin her yanından üzerlerine gelinseydi de onların kent içinde fitne çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi. 

Ahzab, 14

 

İnsana bir zorluk/zarar dokunduğunda bize yalvarır yakarır; sonra ona bizden bir nimet lütfettiğimizde şöyle der: “Bu bir ilim sayesinde verildi bana!”. Hayır, öyle değil; o bir fitnedir ama onların çokları bilmiyorlar. 

Zümer, 49

 

Şöyle yakardılar: “Yalnız Allah´a dayandık. Rabbimiz! Bizleri, zulmedenler toplumu için bir imtihan aracı yapma!”

Yunus, 85

Bu ayetlerde doğru çevirinin “aklınız çeldirildi” olması gerektiğini düşünüyoruz.

 

Onlardan bazı çiftlere, kendilerini imtihan etmek için iğreti hayatın süsü olarak verdiğimiz nimetlere gözlerini dikme! Rabbinin rızkı hem daha hayırlı hem daha süreklidir.

Taha, 131

Bu ayetteki kalıp “fetene fi” dir. Yukarıda verdiğimiz anlama bakıldığında imtihan etmek için yerine “onların düşüncelerini öğrenmek için” şeklinde çevirinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Burada verilen nimetlerin insanların düşüncelerini açığa çıkarmak için verildiği de anlaşılmaktadır.

 

2: İnsanlar, inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar!

3: Yemin olsun ki biz, onlardan öncekileri de fitne yoluyla denemişizdir. Allah, özüyle sözü bir olanları elbette bilecektir. Ve O, yalancıları da elbette bilecektir.

Ankebut, 2-3

Bu ayet Tevbe-126 ile birlikte okunduğunda daha bir anlam kazanmaktadır. Her insanın mutlaka aklının çelineceği durumlarla karşı karşıya mutlaka geldiği ve geleceği anlaşılmaktadır.

 

Davûd dedi ki: “Vallahi, senin bir tek koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiş. Zaten ortaklardan birçoğu birbiri aleyhine haksızlık ve zulme sapar. İman edip hakka ve barışa yönelik işler yapanlar böyle değildir. Ama onlar da pek azdır.” Davûd, kendisini imtihan ettiğimizi düşündü; hemen Rabbinden af diledi; rükû ederek yerlere eğildi ve Allah´a yöneldi.

Sad, 24

Burada Davud’a verilen hükümdarlıkla Davud’un aklının çelindiği anlatılmaktadır.

 

Yemin olsun ki biz, Süleyman´ı imtihan ettik, tahtının üstüne bir ceset bıraktık da o, tövbe ile Allah´a yöneldi.

Sad, 34

Ayete Sad-31’den itibaren bakıldığında Süleyman’a güzel atlar verildiği ve bununla aklının çeldirilmeye çalışıldığı belirtilmektedir.

 

13: O gün onlar ateş üzerinde deneme ve elemeye tâbi tutulacaklardır.

14: Tadın imtihan ve ıstırabınızı. İşte budur o çarçabuk gelmesini istediğiniz!

Zariyat, 13-14

Ayetin öncesiyle birlikte okunduğunda dünyada fitne çıkaranlar akılları yerinden oynatacak bir ateşe maruz kalacakları anlatılmaktadır.

 

Onlara seslenirler: “Biz sizinle değil miydik?” Derler ki: “Evet, bizimleydiniz. Ancak siz kendinizi yaktınız, bekleyip durdunuz, şüphe ettiniz, hayal ve kuruntular/hurafeler/anlamını bilmeden okuyuşlar sizi aldattı; nihayet Allah´ın emri geldi. O yaman aldatıcı, sizi Allah ile aldattı.”

Hadid, 14

Kendinizi yaktınız yerine “kendi aklınızı kendiniz çeldirdiniz” çevirisinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

 

16: Eğer yolda, kıvamında yürüselerdi, onları bol bir su ile suvarırdık,

17: Ki onları, onun içinde imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden/Kur’an’dan yüz çevirirse Rabbi onu, gittikçe yükselen bir azaba sokar.

Cin, 17

Bu ayette “fetene fi” kalıbı geçmektedir. Yine düşüncenin açığa çıkarılması durumu mevcut olduğu anlaşılıyor. Cinlerin doğru yoldan sapanların doğrudan cehenneme gittiği, doğru yolda yürüyenlerinin ise insanlarda olduğu gibi çeşitli akıl çeldiricilere maruz kalacağı anlaşılmaktadır.

 

Süleyman´ın mülk ve saltanatı konusunda onlar, şeytanların okuyup durduklarına uydular. Halbuki Süleyman küfre sapmamıştı. Ancak şeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı. Ve Babil´de Hârût ve Mârût adlı iki melek üzerine indirileni öğretiyorlardı. Oysa ki o iki melek, “Biz bir imtihan aracıyız, sakın küfre sapma!” demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. İnsanlar onlardan erkekle eşinin arasını açacakları şeyi öğreniyorlardı. Ne var ki, onlar onunla Allah´ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezler. Onlar kendilerine zarar vereni, yarar vermeyeni öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu satın alanın âhırette hiç bir nasibi olmayacağını açıkça bilmişlerdir. Öz benliklerini sattıkları şey ne kötüdür! Bir bilebilselerdi…

Bakara, 102

Ayette bahsedilen iki meleğin getirdiği ilimlerin duygulara hitap eden akıl çeldiriciler olduğu anlaşılmaktadır. Büyülerin duygular ile olan ilişkileri düşünüldüğünde anlam oturmaktadır.

 

Onları yakaladığınız yerde öldürün; onların sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne/baskı ve bozgunculuk, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram´da, onlar sizinle çarpışmaya girinceye kadar siz de onlarla çarpışmaya girmeyin. Eğer sizinle çarpışmaya girerlerse siz de onları öldürün. İşte böyle verilir küfre sapanların cezası!

Bakara, 191

 

Sana haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar, De ki: “O ayda savaş büyük bir günahtır. Ama Allah yolundan alıkoymak, O´na ve Mescid-i Haram´a nankörlük etmek, ora halkını oradan sürüp çıkarmak, Allah katında daha büyük bir günahtır.” Fitne/baskı ve bozgunculuk, cana kıymaktan daha büyük bir kötülüktür. Eğer güçleri yetse sizi dininizden çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler. İçinizden kim irtidâd edip dininden dönerse kâfir olarak ölür. Böylelerinin amelleri dünyada da âhırette de boşa gitmiştir. Ateş ehlidir onlar. Sürekli kalacaklardır orada.

Bakara, 217

 

Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah´ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez.

Bakara, 193

 

Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah´ın oluncaya kadar onlarla savaş. Vazgeçerlerse kuşkusuz ki Allah, ne yaptıklarını iyice görecektir.

Enfal, 39

Birinin zihnini zehirlemenin, birini öldürmekten daha tehlikeli olduğu anlaşılmaktadır. Fitne, tamamen bitene kadar mücadele edilmesi gereken bir beladır.

 

Kitap´ı sana indiren O´dur: Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir ki; onlar Kitap´ın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşâbihlerdir. Şu var ki, kalplerinde bir eğrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun yorumuna öncelik tanımak için Kitap´ın sadece müteşâbih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır.” derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gereğince düşünemez.

Ali İmran, 7

Fitne peşinde koşan insanlar Kur’an’ın müteşabih yani ikili anlamları olan, derin anlamlar içeren ayetlerinin peşine düşüp Kitap’ın asıl emir ve yasaklarını umursamaz davranırlar. Genelde bu tip insanlar olağanüstü yorumlarla insanların duygularına hitap etmektedirler. Bu müteşabih ayetlerin incelenmesine gerek olmadığı anlamına gelmemektedir. Zaten Rabbimiz ayetin devamında müteşabih ayetlerin yorumlarını ve iç yüzünü kendisinin ve ilimde derinleşmiş olanların anlayabileceğini bildirmektedir. Dolayısıyla bir müminin öncelikli tavrı Kur’an’ın muhkem yani açık ve net ayetlerini, emir ve yasaklarını anlamak ve uygulamak, bunun sonrasında derin anlamların peşine düşmek olmalıdır.

 

Diğer bazılarını da bulacaksınız ki, hem sizden emin olmak hem de kendi toplumlarından emin olmak isterler. Ama fitneyle yüz yüze getirildiklerinde başaşağı içine dalarlar. Bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barışa gitmezler ve ellerini sizden çekmezlerse onları yakalayın, tuttuğunuz yerde öldürün. İşte böylelerinin üstüne gitmeniz için size açık bir izin ve kuvvet verilmiştir.          

Nisa, 91

Ayetin ilk cümlesinden ikili oynayan insanlar akla gelmektedir ve bunların önüne fitne olanağı çıktığında hemen içine dahil oldukları belirtilmektedir. Bahsedilen kesimin fitnede ısrar etmesi ve müminlere saldırgan tavırlarının devam etmesi durumunda onların öldürülmesi emredilmektedir.

 

Ey resul! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla “inandık” diyenlerin küfürde yarışırcasına koşanları seni üzmesin. Yahudilerden bazıları yalancılık etmek için dinlerler; huzuruna çıkmamış olan başka bir topluluk için dinlerler. Yerlerine oturmuş kelimeleri, yapılarını bozup değiştirirler. “Size şu verilirse alın, eğer o verilmezse çekinin.” derler. Allah birini fitneye çarptırmak isterse sen onun için Allah karşısında hiçbir şey yapamazsın. Bunlar o kişilerdir ki, Allah kalplerini temizlemek istemiyor. Dünyada bir rezillik vardır onlar için; âhirette de büyük bir azap var onlara.

Maide, 41

Fitneciler ve bozguncular için hem dünyada rezillik hem de ahirette azap öngörülmüştür.

 

Bir fitne kopmayacak sandılar. Kör oldular, sağır kesildiler. Derken Allah tövbelerini kabul etti. Sonra yine birçokları körleştiler, sağırlaştılar. Allah, onların yaptıklarını ayan-beyan görür.

Maide, 71

Bu ayette fitne kopmayacak tabiri yerine “akıl çeldirici denemelere maruz kalmayacak” çevirisi daha açıklayıcı olacaktır.

 

Sonunda şunu söylemekten başka bahaneleri kalmaz: “Rabbimiz Allah´a yemin olsun ki, biz, ortak koşanlar değildik.”

En’am, 23

“Bahane” olarak çevrilen kelime yerine “Allah’ı kandıracak başka kelimeleri kalmaz” çevirisi daha doğru olacaktır.

 

Musa, bizimle buluşma vakti için toplumundan yetmiş adam seçti. Şiddetli sarsıntı onları yakalayınca Musa şöyle dedi: “Rabbim, dileseydin, onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin? Bu iş senin imtihanından başka birşey değildir. Onunla dilediğini şaşırtır, dilediğine yol gösterirsin. Sen bizim Veli’mizsin. O halde affet bizi, acı bize. Sen affedenlerin en hayırlısısın.”

A’raf, 155

Önceki ayetlere baktığımızda çalışmanın başında belirtilen hormonal değişimler ile ilişkili olarak öfkeden bahsedilmektedir. Ayrıca Musa’nın yetmiş adam seçmesi buzağının ilah edilmesi ile alakalıdır. Bakara-93’te gönüllere buzağı içirildiği yani buzağı sevgisiyle akılların çelindiği belirtilmektedir. Dolayısıyla buradaki fitne kelimesiyle anlatılan buzağı ile aklın çelinmesidir.

 

İçinizden sadece zulmedenlere çatmakla kalmayacak bir fitneden korkun. Bilin ki Allah’ın gazabı çok şiddetlidir.

Enfal, 25

Bu ayetten anlaşılıyor ki akıl çeldirici denemeler sadece zulmedenlere değil iman edenlere de gelecektir. Bu anlam Ankebut-2 ile de uyum göstermektedir.

 

Şu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah´a gelince, onun katında büyük bir ödül vardır.

Tegabün, 15

 

Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihan aracıdır. Allah´a gelince, büyük ödül O´nun katındadır. 

Enfal, 28

İman edenler için mallar ve çocuklar, onların gönüllerine haddinden fazla hoş gelerek akıl çeldirici bir konuma gelebilir. Buna karşı dikkatli olunmalıdır.

 

Hani, sana: “Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır.” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da Kur’an’da lanetlenmiş bulunan o ağacı/soyu da insanları sınamak dışında bir sebeple göndermedik. Biz onları korkutuyoruz ama bu onların kudurganlığını artırmaktan başka bir katkı sağlamıyor.

İsra, 60

Lanetlenmiş ağaç ile bahsedilen rüyanın insanların aklını çeldirebilecek bir araç olduğu anlatılmaktadır.

 

Bir imtihan aracı olarak kendilerine dişi deveyi göndereceğiz. Artık gözetle onları ve sabret!

Kamer, 27

Burada belirtilen dişi deve de onların iştahını kabartan duygularını coşturan bir akıl çeldiricidir.

 

4: İbrahim’le, beraberinde olanlarda sizin için çok güzel bir örnek vardır. Hani, onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: “Biz sizden de Allah dışındaki kulluk ettiklerinizden de uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz Allah’a, yalnız Allah’a inanıncaya kadar, sürekli düşmanlık ve nefret olacaktır.” Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: “Senin için hep af dileyeceğim ama Allah’tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz! Dönüş yalnız sanadır!”

5: “Ey Rabbimiz! Bizi, küfre sapanlar için bir fitne/imtihan aracı yapma! Bağışla bizi ey Rabbimiz! Sen, yalnız sen sonsuz kudretin, sonsuz hikmetin sahibisin.”

Mümtehine, 5

Burada İbrahim’in gönlünün kafir olan babasına kaydığı ve duygusal bir akış olduğu anlaşılmaktadır. 5.ayette de İbrahim’in bu gönül kaymasından korkarak Allah’a yalvardığı görülmektedir. Bu ayetlerden Allah’a olan düşmanlığını açıkça dile getirmiş olan kişilere karşı duygusal bir yakınlık kurmak mümine yakışmayan bir davranıştır. Ancak dikkat edilmelidir ki bu kendi ağzıyla düşmanlığını açıkça belirtmiş kişiler için geçerlidir.

 

30: Üzerinde ondokuz vardır onun.

31: Biz, cehennem yârânını hep melekler yaptık. Ve biz, onların sayılarını da küfre sapanlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; “Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?” desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.

Müddessir, 31

31.ayette “19 sayısı ile Allah neyi örneklendirmek istiyor?” sorusunu soranların akıl çeldirici bir deneme içinde oldukları, küfre sapanlar ve kalplerinde hastalık olanların bu soruyu sordukları belirtilmektedir.

 

62: Ödül ve ikram olarak, bu mu daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?

63: O ağaç ki, zalimler için onu bir fitne yaptık.

64: Cehennemin ta dibinden çıkan bir ağaçtır o.

65: Tomurcukları tıpkı şeytanların başlarıdır.

66: Onlar ondan mutlaka yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklar. 

Saffat, 62-65

Zakkum ağacının zalimler için fitne olması cehennemde zor durumda olan zalimlerin zakkum ağacını gördüklerinde yiyecek bir şey bulduklarını düşünerek iştahlarının kabarmasını anlattığını düşünüyoruz.

 

O´na karşı kimseyi fitneye düşüremezsiniz. 

Saffat, 162

Ayetin öncesine bakıldığında ihlas sahibi insanların akıl çeldiricilerden korunabildikleri anlaşılmaktadır.

 

Hanginizmiş fitneye tutulan, deliren!

Kalem, 6

Peygamberimizin cinler vasıtasıyla duyguları oynanmış olmadığı belirtilmektedir.

 

72: Onlar ki inanıp hicret ettiler, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaştılar ve onlar ki hicret edenleri barındırdılar, onlara yardım ettiler, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret edecekleri vakte kader size onların yönetiminden bir şey düşmüyor. Ama sizden dinde yardım isterlerse, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir topluluk aleyhinde olmamak üzere, kendilerine yardım etmeniz gerekir. Allah, yapmakta olduklarınızı iyice görmektedir.

73: Küfre sapanlar da birbirlerinin dostlarıdır. Eğer şu dikkat çekilenleri yapmazsanız yeryüzünde bir fitne, büyük bir bozgun çıkar.

Enfal, 72-73

73.ayette belirtilen “şu dikkat çekilenler”in 72. Ayette belirtilen müminlerin mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaşmaları, zulüm karşısında hicret edenlere, kucak açıp onları koruyup kollamaları olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bu büyük mücadele verilmedikçe İslam aleminin fitne ve bozgunculuktan kurtulamayacağı Rabbimiz tarafından açıkça belirtilmiştir. Günümüzde İslam Dünyası’nın hali düşünüldüğünde mücadele düzeyimizin ne yazık ki ortaya çıktığını düşünüyoruz.

 

İnsanlar içinden öylesi vardır ki, “Allah´a inandık” der fakat Allah uğrunda bir eziyete uğratılınca, insanlardan gelen fitneyi Allah´ın azabı gibi tutar. Ve eğer Rabbinden bir yardım gelirse kesinlikle şöyle diyeceklerdir: “Biz sizinle beraberdik.” Allah, âlemlerin göğüslerindekini en iyi şekilde bilmiyor mu? 

Ankebut, 10

Bu ayetin tüm zamanlarda çok tartışılan bir konuya ışık tuttuğu düşüncesindeyiz. Ayette Allah’a inandıklarını belirten kişilerin Allah yolunda eziyet görenler için Allah’ı sorumlu tuttuğu belirtilmektedir. Somut örnek vermek gerekirse, Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta yaşanan katliamlar için çok sayıda müslümanın “Allah bu yaşananlara neden seyirci kalıyor? Allah’ın bu zulmü bitirmeye gücü yok mu?” dediklerini hepimiz işitmişizdir. İşte bu ayetle Rabbimiz sanki bu sorulara cevap vermektedir. Zira bu zulümler, insanlar tarafından kurulmuş vahşi düzenin ortaya çıkmış olan, sadece zalimlerin değil buna sessiz kalan tüm müslümanların da payının olduğu zulümlerdir. Dolayısıyla biz müslümanların yaşananlar için evlerimizde oturup Allah neden kurtarmıyor demek yerine Bakara-193 ve Enfal-39’da emredildiği üzere fitne ile mücadele etmeye başlaması gerekmektedir.

 

Kategori
Kur'an Araştırmaları