Kişisel Yazılar

HAMD’İ BİLEN HADDİNİ BİLİR

 

Arapça’da HAMD, diğer övgü kelimelerinden farklı olarak kişinin iradeyle ortaya koyduğu iyi ve güzel eylemlerinden dolayı kendisine karşı yapılan övgü anlamındadır. Örneğin güzel yemek yapan birine karşı Araplar onu övmek için Hamd kelimesini kullanırlar.

Bu anlamda EL-HAMD (mutlak övgü) sadece Allah için söz konusu olabilir. Zira tüm eylemleri mükemmel ve iyilik eksenli olan yalnızca Alemlerin Rabbi Allah’tır.

 

Alemlerin (yaratılmış bilinçli varlıkların) iradeleriyle ortaya koyduğu eylemler eksiktir, noksandır, hataya her zaman açıktır. Bu sebeple Hamd sadece Allah’a mahsus olabilir.

Zaten besmele de bu acziyeti ifade eden ön kabul cümlesi ve duasıdır:

“RAHMAN* ve RAHİM* olan Allah’ın adıyla (X eylemini gerçekleştirmeye niyet ettim)”

*Ortaya koymaya niyet ettiğim eylemin Senin rızana uygun olmasını temenni ediyorum bu sebeple RAHMAN ismine sığınıyorum.

*Ortaya koymaya niyet ettiğim eylemimin sonuçları çeşitli sebeplerle yıkıcı ve günaha açık hale gelebilir. Eylemimin bu kötü sonuçlarından RAHİM ismine sığınıyor, bağışlanma diliyorum.

 

Rabbimizin eylemleri iyilik eksenlidir. Hayr Allah’tandır. Hayrın da şerrin de Allah’tan olduğu şeklindeki yaygın kanaat Kur’ani değildir:

“İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir.”  Nisa 79

Allah’a şer izafe eden İblistir:

“(İblis) Dedi ki: “Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım.” A’raf 16

Kendisine isabet eden şerri kendi nefsinden bilmek mü’mince bir davranıştır:

“Ey Rabbimiz, dediler, nefsimize zulmettik. Eğer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uğrayanlardan olacağız.”  A’raf 23

Başımıza gelen her türlü kötü olarak telakki ettiğimiz şey:

  • Ya eylemlerimizin yıkıcı sonuçları yüzündendir,
  • Ya da imtihan sadedinde, bizim eylemlerimizden bağımsız olarak (kader) bize isabet edenlerdir. Fakat bunu şer olarak düşünmek yanlıştır. Zira bizler parçaları görüyoruz, bütünü gören Rabbimizdir. Bu gibi musibet görünen şeyler aslında bizlerin ebedi saadetine açılan birer kapılardır. Sabredebilenler, değerlendirebilenler için..

 

Allah’ın eylemleri yaratılan boyutunda, yaratılmışa dönük olarak sorgulanmalıdır. Rabbimizin de isteği bu yöndedir. Rabbimizin bizlere yönelik eylemlerindeki muradını anlamamız, yazılı ve kevni ayetleri bu bakış açısıyla değerlendirmemiz gerekmektedir.

Problem, Allah’ın eylemlerinin yaratan boyutunda sorgulanmasıdır. Bu probleme ilişkin karşılaştığım en tipik sorgulama “Allah beni niçin yarattı?” sorusudur.

Yaratılmış bilinçli varlığın bir eylem ortaya koyabilmesi için öncesinde bir veya birden çok parametreye ihtiyacı vardır. Bu argümanlar gereklilik, zorundalık şeklinde ihtiyaç bazlı olabileceği gibi keyfiyyet şeklinde haz bazlı da olabilir. Neticede eylem öncesi o eylemi gerekli kılan dış etkiler/argümanlar kaçınılmazdır.

Allah için böyle dış bir argüman söz konusu olamaz. Dışarıdan hiçbir güç, kuvvet, sebep ve/veya ihtiyaç Allah’ı bir eylem ortaya koymaya zorunlu/gerekli kılamaz. Zira Allah’ın herhangi bir konuda herhangi bir zaafı ve eksikliği söz konusu değildir(SUBHANALLAH). Allah’a, O’nun katında destek verecek, bir eylem ortaya koymasını isteyecek ikinci bir otorite yoktur. Bu sebeple Allah tek büyüktür. (ALLAHU EKBER). Hiçbir güç onun eylemine sebep oluşturacak potansiyelde değildir. Dolayısı ile Kur’anda “Allah şu sebepten dolayı sizi yaratmıştır” şeklinde bir ifade göremezsiniz. Görmemeniz de gerekir. Eğer böyle bir ifade Kur’anda yer alsaydı Allah’ın Subhan (eksikliklerden münezzeh) oluşuna halel getirmiş olur ve  inanan/sorgulayan mü’mini müthiş bir hayal kırıklığına sürüklerdi. Sonuç olarak yaratılan bilinçli bir varlık için bu soru bir “hadsizlik” göstergesidir.

Halbuki aynı soruyu yaratılan boyutundan sorduğumuzda ise Rabbimizden çok net bir cevap alıyoruz:

“Ben, cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri/benim için iş yapıp değer üretmeleri dışında bir şey için yaratmadım.” Zariyat 56

 

Bir ayet bir tefekkür..

“Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni HAMD ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz.” Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.” Bakara 30

Bu ayette o an için meleklerin bir zaafını görüyoruz. Melekler, “HAMD” ile Rablerini tespih ettiklerini iddia ederlerken aynı zamanda Rablerinin bir eylemini sorgulama cüretini gösteriyorlar. Halbuki gerçek anlamda HAMD’i takdir edebilmiş olsalardı böyle bir sorgulamaya cüret edemezlerdi. Rabbimizin onlara cevap olarak söylediği “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” cümlesinden ben “Siz benim eylemlerimi sorgulayacak konumda değilsiniz, (tabiri caizse) haddinizi bilin” mesajını okuyorum. Melekler bu soruyu yaratılan boyutundan bakarak sormuş olsalardı Zariyat 56’dakine benzer bir cevap almaları gerekirdi.

Ayrıca bu ayetten sonraki ayette Allah’ın meleklere çok bilmişliklerini yüzlerine vurduğunu görüyoruz:

Ve Âdem’e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.” Bakara 31

Ve nihayet Melekler hatalarını anlayıp Rablerinin yüceliğini vurguluyorlar :

Dediler ki: “Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alîm’sin, her şeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakîm’sin, her şeyin bütün hikmetlerine sahipsin.” Bakara 32

(Melekler arasındaki bu sorgulamanın İblis öncülüğünde gerçekleşmiş olabileceğini düşünüyorum, zira o anlarda İblis meleklerden biriydi. İblisin ilk kalp kayması bu vakıa ile yaşanmış olabilir. Doğrusunu Allah bilir)

 

HAMD, Allah’ın eylemlerinin onun seviyesinden sorgulanamayacağını kabul etmektir.

HAMD, Allah’ın eylemlerinin mükemmel ve iyilik üzerine olduğunu bilmek ve inanmaktır.

HAMD, Allah’ın eylemlerinden Razı olmaktır.

HAMD’i bilmek haddini bilmektir..

 

Rabbimiz, sen tüm eksikliklerden uzaksın.. (Subhanallah..)

Bu sebeple tüm eylemlerin mükemmel, kusursuz ve iyilik eksenli.. (Elhamdulillah..)

Bu yüzden de Sen benim için tek büyük, en büyüksün.. (Allahu Ekber..)

 

Taha Yavuz

Kategori
Kişisel Yazılar