Kişisel Yazılar

KÜÇÜK FELAKETLER

küçük-felaket

Günlük hayatımızda farkında olmadan küçük sandığımız ama aslında çok büyük günahları olan davranışlar sergilediğimizi hiç düşündünüz mü? Gelin Kur’an ışığında hayatımızı bu yönde birlikte sorgulayalım…

Enfâl Suresi 47.Ayet: “İnsanlara çalım satarak, gösteriş yaparak yurtlarından çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.”

Bu ve bunun gibi birçok ayette Yüce Allah (c.c.) bizleri gösteriş yapmanın her türlüsünden men etmektedir. Bizce çağın en büyük gösteriş aracı farkında olmasak da sosyal medyanın yanlış kullanımı olmaktadır. Paylaşılan güzel bir yemek fotoğrafı aç bir insana; anne-baba ile mutluluğu gösteren bir paylaşım öksüz veya yetim bir insana; varlığı ortaya seren bir paylaşımsa yoksul bir insana gösteriş ve zulümdür. Bu paylaşımlar gösterişe maruz kalan insanlarda eksiklik duygusu yaratarak sahip olduklarıyla mutlu olmalarını engellemektedir. Ayrıca arkadaş grubunun herhangi bir üyesine kinaye yoluyla gönderme yapan paylaşımlarda bulunan insanlar belki de farkında olmadan tüm arkadaşlarını rencide etmektedir. Bizce bu durum da aşağıda daha detaylı anlatılan gıybete dahil edilebilir.

Hucurât Suresi 12.Ayet: “Ey iman edenler! Zandan çok sakının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın! Gıybet ederek biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin! Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Bakın bundan iğrendiniz. Allah’tan sakının! Hiç kuşkusuz, Allah tövbeleri çok kabul eden, rahmeti sonsuz olandır.

Dünyada istisnasız her insan çevresindekilerin kendisi hakkında yüzüne karşı veya arkasından kötü sözler söylemesinden rahatsız olur. Bu rahatsızlık bizleri önce güvensizliğe sonra düşmanlığa ve bunların doğal sonucu olarak yalnızlığa iter. Zaten çağın getirdiği yeniliklerle yalnızlığa sürüklenen bizler gıybet ile etrafımızda kalan bir avuç insanı da kendimizden uzaklaştırıyoruz. Bundan da önemlisi Nur Suresi 15. ayette “O zaman siz, onu dillerinizle birbirinize yetiştiriyordunuz ve ağızlarınızla, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyi söylüyor, üstelik bunu önemsiz sanıyordunuz. Oysaki Allah katında o, çok büyük bir günahtı.” şeklinde açıkça belirtildiği üzere bu sandığımız gibi küçük bir günah değil Allah katında çok büyük bir suçtur.

Gıybetin tam tanımı olarak Peygamber Efendimizin aşağıdaki hadisi bizlere ışık tutmaktadır: (Müslim 4/2001)

“Gıybet nedir biliyor musunuz?”

Sahabeler dediler ki:

−Allah ve Rasulü en iyi bilendir.

Rasulullah (s.a.v.):

−“Kardeşini hoşlanmayacağı bir şekilde zikretmendir” dedi.

Sahabeler:

−Söylediğim kardeşimde olsa da mı? denildi.

Rasulullah (s.a.v.):

−“Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Şayet bu onda yoksa şüphesiz ki ona iftira etmiş olursun” buyurdu.

Burada önemli olan nokta Peygamber Efendimizin de belirttiği gibi gıybetin “ne olacak yüzüne de söylerim” veya “bu söylediklerim zaten doğru” gibi bahanesi olamaz ve kesinlikle her türlüsü yasaklanmıştır.

Kur’an’da gıybetten daha da büyük bir günah olarak karşımıza çıkan ve Yüce Allah’ın bunu yapanlar için “yazıklar olsun” diyerek lanetlediği şey de insanlarla alay etmek ve insanların arkasından kaş göz işareti yaparak çekiştirmeleridir. Hümeze Suresi 1.ayet:” Yazıklar olsun arkadan çekiştirenlerin, kaş göz işareti yapıp alay edenlerin tümüne!” Yüce Allah (c.c.) bu ayette bu suçu işlemekte ısrar edenlere “yazıklar olsun” demesi bu suçun bizi ahrette verilmesi çok zor olan bir hesaba doğru götüreceğini açıkça göstermektedir. Bizler namaz kılıp, oruç tutarak ibadetlerimizi yerine getirdiğimizi düşünürken bir yandan işleyenlere yazıklar olsun denilen bir suçta tövbe etmeyerek ısrar ediyorsak şapkamızı önümüze koyup bunun geri dönüşü olmayan sonuçlarını ciddi anlamda düşünmeliyiz.

Çevresindekilerle veya kutsal değerlerimizle art niyetli olmadan bile olsa alay eden insanlarımızın ve buna gülerek prim verenlerin “sadece espri olsun” veya “biraz gülüp eğlenmek için yaptık” gerekçelerine de Kur’an Tevbe Suresi 65.ayetle çok net bir cevap vermektedir: “Onlara sorarsan elbette şöyle diyeceklerdir: “Lakırdıya dalmış, şakalaşıyorduk, hepsi bu!” De ki: “Allah ile, O’nun ayetleriyle, O’nun resulüyle mi eğleniyordunuz?””

Bizce farkında olmamız gereken şey Yüce Allah’ın ve bizim için gönderdiği dinin tüm unsurlarının eğlence konusu olamayacak kadar ciddi kavramlar olduğudur.

Nisa Suresi 148. Ayet: “Allah çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uğratılan kişi müstesna. Allah Semî’dir, Alîm’dir.”

Bu ayetten anlayacağımız üzere kötü ve çirkin sözü arkadan söyleyemeyeceğimiz gibi insanların yüzüne karşı da söyleyemeyiz. Aklımıza hemen şu soru gelmektedir: “Karşımızdaki insanın hoşumuza gitmeyen ve bizi rahatsız eden tavırlarını da mı söylemeyeceğiz?”  Kur’an bu konuda da Tâhâ Suresi 43. ve 44. ayetlerle gerekli açıklamayı yapmaktadır: “Firavun’a gidin, çünkü o azdı. Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir.” Firavun gibi Allah’a isyan etmiş bir düşmana karşı bile tatlı dil öğütleyen bir din bizden bunu herkese karşı uygulamamızı istemektedir.

“Lâ ilâhe illallah, Muhammeden resulullah” demek Müslümanlığın ilk şartıdır. Ancak, İslâm’ı bir okula benzetirsek bu sadece okula kayıt olmamızı sağlar. Bu okulu başarıyla bitirebilmek için Kur’an’a sımsıkı sarılmamız gerekmektedir. Kur’an’a sarılmak demekse sadece ibadetlerimizi yerine getirmek değil tüm emir ve yasakları uygulamayı gerektirir. Aksi takdirde Bakara Suresi 85.ayette (“…Şimdi siz Kitap’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise böyleleri azabın en şiddetlisine itilir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.”) bahsedilen rezil duruma düşmüş oluruz. Yüce Allah (c.c.) bizleri önce O’na sonra çevremizdekilere samimi olan kullarından eylesin. Saygılarımızla…

 

Erman Güçdemir – Çağdaş Yavaş

Kategori
Kişisel Yazılar