laiklik
Kişisel Yazılar

KURANİ BAKIŞ AÇISIYLA LAİKLİK

Mutlaka yaşamışsınızdır… Bir yazı okursunuz, “aman ne de çok uzatmış” dersiniz ve yazarın esas mesajıyla muhatap olamadan elinizden bırakıverirsiniz. İşte bu duruma düşmemek için temel noktalara değinip birkaç basit örneklemeyle laikliğin ne olduğunu, ne olması veya ne olmaması gerektiğini tarif etmeye çalışacağız.

Fransızca kökenli bir kelime olan laikliğin ilkokuldan beyinlere kazınmış olan tanımıyla başlayalım: “Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olması” Bu kavrama Kur’anî bir bakış açısıyla yaklaşmadan ve gerekli incelemeleri yapmadan ahkâm kesmenin doğru olmadığını düşünüyoruz. İddia şu ki, din bireyseldir, Allah ile kul arasındadır ve hiçbir devlet işi bir dinin getirdiği kurallara göre idare edilmemelidir.

İnsanların daha mutlu ve huzurlu olmasını hedefleyen bu yargıyı söyleyenler yine insanlardır, özellikle de Avrupalılar… Peki, biz Müslümanların Avrupalılar ne diyor diye düşünmek yerine acaba Allah ne diyor demesi daha doğru değil mi? İşte bu sorunun cevabını bize aşağıdaki ayetler vermektedir.

Gerçek şu ki, hiçbir günahkâr bir başka günahkârın yükünü sırtlamaz. (Necm-38)

Dinde baskı – zorlama – tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah’a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. (Bakara-256)

Artık uyar/düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı/düşündürücüsün. (Ğaşiye-21)

Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’ndan başkasını veliler edinerek, “biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz. (Zümer-3)

Bu ayetlerden de anlaşılıyor ki dinin bireysel bir yanı vardır ve Allah ile ahirette baş başa kalacak ve kul yaptıklarının hesabını tek tek verecektir. Allah bu ayetlerle insanlara doğru yolu göstermiş ancak uyup uymama konusunda onları serbest bırakmıştır. Bireysel emirlere uyanların ve uymayanların ödülü ve cezası için ahiret yurdu işaret edilmiştir.

Kadınlarınızdan zina edenlerin aleyhlerine dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, ölüm onları alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin. Sizlerden zina edenlerin ikisine de eziyet edin. Eğer tevbe edip kendilerini düzeltirlerse, onları cezalandırmaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tevbeleri kabul eden, daima merhamet edendir. (Nisa-15-16)

Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır. Hür kişiye karşılık hür, köleye karşılık köle, dişiye karşılık dişi… Kim kardeşi tarafından herhangi bir şekilde affa uğrarsa, bu durumda örfü izlemek ve affedene en güzel biçimde bir ödeme yapmak gerekir. İşte bu, Rabb’inizden size bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra azgınlık ve düşmanlık ederse onun için korkunç bir azap vardır. (Bakara-178)

Ancak yukarıda belirtildiği gibi Allah’ın Kerim kitabında toplumu ilgilendiren, toplumu bozabilecek, infial yaratabilecek konularda dünyevi cezalar öngören ayetler de bulunmaktadır. Demek ki din aynı zamanda devleti de ilgilendirir. Ancak bunların sınırları iyi çizilmelidir. Bu anlamda Müslüman vatandaşlardan oluşan bir devlet toplumsal konularda yasalarını Allah’ın ayetlerine göre düzenlemeli ancak bireysel ibadetlerde tüm dinlere serbestlik sağlamalıdır. Bu cümleden kasıt ülke İslam Devleti olmalı ve bu şekilde yönetilmeli değildir. Kastedilen şey sadece Kur’an’ın dünyevi yaptırımlarla hüküm verdiği toplumsal konularda (bunlar zina, hırsızlık, miras gibi konulardır ve toplasanız 4-5 konuyu geçmez) yasaları Kur’an’a göre düzenlemektir. Ceza hukukunda bunlar dışında kalan yüzlerce konuda yasalar yine evrensel insan haklarına ve akla mantığa uygun olarak düzenlenmelidir.

Gelelim laiklik denilince ülkemizde akıllara ne geldiğine. Bizce sorunun kaynağı buraya dayanıyor. Yıllarca sözüm ona laiklik savunucuları yüz yıla yakın bir zaman önce ülkemizdeki düşmanları söküp atan ve bu toprakları küllerinden doğuran bir liderin ardından fikri anlamda bir çivi dahi çakmayıp sadece kendi rahatları bozulmasın diye kendi kendilerine laiklik uygulamaları icat etmişlerdir. Bunların en çarpıcıları başörtüsü yasağı ile devlet kurumlarında namaza izin verilmemesidir. Başörtüsü veya namaz hiçbir devlet kurumunda yasak edilemeyeceği gibi aynı zamanda hiçbir ülkede başörtüsü takmak ve namaz kılmak zorunlu hale getirilemez. Şu nokta çok iyi anlaşılmalı ki ne laikliğin hedefi insanların ibadetini engellemektir ne de İslam’ın hedefi dayatmacı bir din anlayışı oturtmaktır.

Bu sayılanlar gibi yıllarca süregelen, laiklikle ilgisi olmayan baskıcı ve saçma sapan uygulamalar dindar kesimi laiklik düşmanı haline getirmiş ve onlara laikliği özümseme imkânı bırakmamıştır. Yine holdinglerinde büyük paralar kazanan ve keyifleri yerinde olan sözde düşünce adamları(taraf ayırt etmeksizin) kısır tartışmalarla ülkemizi bir arpa boyu kadar ileriye taşıyamamışlardır. Üstüne üstlük birbirini dinlemeyen ve dolayısıyla anlamayan iki kutup oluşturmuşlardır. Laiklik elden gidiyor diye yaygara koparanlar her türlü ibadeti büyük tehlike ve rejim düşmanı olarak görürken, bu laikliğe karşı çıkan dindar veya dinci kesim gerçek İslam ile alakası olmayan rejimlerin eteklerinde dolaşmışlar ve karşı tarafa bulunmaz bir nimet olarak koz vermişlerdir.

Sonuç olarak bizce uygulanması gereken devlet modeli dünyadaki mevcut tüm rejimlerden farklı olarak hukuki anlamda Kur’an merkezli İslam’dan, bireysel hak ve özgürlükler kapsamında da laiklikten faydalanmalıdır. Yalnız ve ancak Kuran’ı-Kerim gerçeği ile bu düzen değişebilir ve gelişebilir.

 

Erman Güçdemir – Çağdaş Yavaş

Kategori
Kişisel YazılarKur'an Araştırmaları