tebbet-suresi
Kişisel Yazılar

TEBBET SURESİ – DETAYLI ANALİZ

Tebbet Suresi’ni daha doğru anlayabilmemiz için Ebu Leheb lakabıyla bilinen Rasulullah’ın amcası Abduluzza ve eşi Ümmü Cemil hakkında bazı bilgilere ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Çeşitli kaynaklarda bu iki şahıs hakkında birçok rivayet ve bilgi mevcut. Fakat ben sureyi anlamak için bize gerekli olan bilgileri belirtip direkt ilgisi olmadığını düşündüklerimi bu yazıya dahil etmedim. Dileyen bu şahıslar hakkında daha detaylı bilgilere farklı kaynaklardan ulaşabilirler.

Leheb kelimesinin sözlükte; alev, ateş, alevlenmek, alevlendirmek,  tutuşmak anlamlarına geldiğini görüyoruz. Dolayısı ile Ebu Leheb “Alevin Babası” anlamına gelen bir lakab. Bazı kaynaklarda bu lakabın müslümanlar tarafından ilgili kişiyi yermek için verildiği yazmakta. Bu yorumun yanlış olduğunu söylemeliyim. Ebu Leheb lakabının, müslümanlar tarafından o zamanın azılı inkarcılarından Amr bin Hişam’a verilen Ebu Cehil lakabındaki gibi (Cehaletin Babası) aşağılama değil övgü içerdiği gayet nettir. Rivayetlerden Ebu Leheb’in son derece güçlü, yapılı, yakışıklı, yüzü parlak, Araplara özgü esmer tenden ziyade kırmızıya çalan bir ten rengine sahip, oldukça dikkat çekici biri  olduğunu anlıyoruz. Bu sebeple yakınları tarafından (bir rivayette babası Abdulmuttalib tarafından) bu lakabın kendisine verildiğini öğreniyoruz.

Ebu Leheb, Kureyş’in en itibar sahibi kabilelerinden biri olan Haşimoğullarından. Bu sebeple yaşadığı toplumunda statüsü oldukça yüksek. Ayrıca sahip olduğu fazlaca mal ve yüklü ticari geliri sayesinde yine döneminin öne çıkan isimlerinden.

Tebbet suresi’nde Ebu Leheb ile birlikte karısından da bahsedildiğini görüyoruz. Karısının adı Avra (bir rivayette Ardiya) lakabı ise Ümmü Cemil. Kendisine verilen bu lakab da “Güzelliğin Annesi” anlamına geliyor. Rivayetlere göre bu kişi son derece güzel, bakımlı bir kadın. Özellikle takı düşkünü olduğu ve bu sebeple gerdanını takılar eşliğinde sergilediği ile ilgili bilgiler mevcut. Ümeyyeoğullarından Ebu Sufyan’ın kız kardeşi. Bu sebeple toplumdaki statüsü de kocası gibi yüksek. O devirde evliliklerde eş seçiminde en büyük kriterin soy statüsünün denkliği olduğunu belirtelim.

İki şahıs hakkında genel bilgiler verdikten sonra surenin iniş sebebi ve surenin ayetlerini anlamamıza yardımcı olacak rivayeti aktaralım :

Surenin iniş sebebi ile ilgili bulabildiğim kadarıyla dört farklı rivayet var. Yazıyı uzatmamak için bunları burada zikretmeyeceğim. Dileyen bu bilgilere kolayca ulaşabilir.

Bu rivayetleri incelerken, “Neden Ebu Leheb? Mesela neden Ebu Cehil değil?” sorusu zihnimi kurcalıyordu. Sonuçta Rasulullah’ın davetini inkar eden, bununla da yetinmeyip O’na fütursuzca hakaret eden, O’nu engellemeye çalışan sadece o değildi. Bu şahıs hakkında sure’nin inmesinin bir sebebi olmalıydı. Sonunda aradığım cevabı şu iniş sebebi rivayetinde buldum:

Hz. Peygamber (s.a.s) amcalarını toplar ve onları İslâm’a davet eder. Rivayet olunduğuna göre Ebû Leheb, “Müsiüman olursam, bana ne var?” deyince, Hz. Peygamber, “Müslümanlara olanlar…” diye cevap verir. O, “Ben onlara üstün olacak mıyım?” deyince, Hz, Peygamber (s.a.s), “Neyle üstün olacaksın ki?!” diye cevap verir. Bunun üzerine de o, “Yazık bu dine, onda ben ve başkası bir olacak öyle mi?” der.

Bu bilgiden anlaşılıyor ki, Ebu Leheb’in dini-imanı elindeki malı ve statüsü idi. Bu iki değerini (elini) korumak ve hatta bu gücü artırmak adına inancını bile değiştirebilecek kadar ilkesiz, tabiri caizse “omurgasız” bir adamdı. Çıkarlarını din edinmiş zavallı bir şahsiyet..

Örneğin Ebu Cehil inkar eden ve Rasulullah’a karşı insanları örgütleyip mücadele eden biri olsa da dik duruş sahibiydi. Sebebi ne olursa olsun inandığı davasından vazgeçmeden aynı çizgide devam etti. “İnanırsam bana ayrıcalık olarak ne var?” diye sormadı. Hatta son nefesinde bile iman etmediği tutumunda ısrarcı olduğunu rivayetlerden anlıyoruz.

Bu giriş bilgilerinden sonra “Bismillah” deyip Sure’nin ayetlerine geçebiliriz.

تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ

1-) Tebbet yeda ebiy lehebiv ve tebb

مَا أَغْنَىٰ عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَب

2-) Ma ağna ´anhü malühu ve ma keseb

سَيَصْلَىٰ نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ

3-) Seyasla naran zate leheb

وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ

4-) Vemraetüh hammaletel hatab

فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ

5-) Fi cidiha hablüm mim mesed

  1. Ayet

Tebbet yeda ebiy lehebiv ve tebb

Tebbe kelimesi “Tebebe” kökünden geliyor. Bu kelime en geniş anlamda; ziyan etmek, fire vermek, yenilmiş olmak, çiğnenmiş olmak, kaybolmak, eskimek, mahvolmak, ruhun mahvolması, ölmek, zayıflatılmak, bozulmak, sona ermek, kısaltmak, kaderine terk edilmek, yok olmak, kaybetmek, harabe haline gelmek anlamlarını içeriyor.

Tebbe” fiili ise sözlükte; helak olmak, mahvolmak, telef olmak anlamlarına geliyor. Türkçe meallerde surdeki bu kelimeye çoğunlukla “kurumak” (elleri kurudu/kurusun) ve “helak olmak” anlamlarının verildiğini görüyoruz.

Kur’anda “helak olmak” anlamında kullanılan bir kelime daha var. O da “heleke”. “Heleke” kelimesi Kur’anda oldukça sık geçerken “tebbe” kelimesi ve türevleri sadece 3 ayette 4 kez geçiyor.

Tam bu noktada bir soru takılıyor aklımıza:.

“Rabbimiz Tebbet suresi’nin ilk ayetlerinde neden HELEKE değil de TEBBE kelimesini kullanmış olabilir?”

Zannediyorum meallerde TEBBE kelimesine verilen “kurumak” anlamı HELEKE’den farklı bir kelime olduğunu vurgulamak için verilmiş olmalı. Ama bu ayrımın yeterli olduğu kanaatinde değilim.

Rabbimiz bu ayette HELEKE değil de TEBBE kelimesini kullanmışsa şüphesiz bu kelimeye HELEKE’den farklı bir anlam yüklemiş olmalıdır. Bu sebeple ilgili kelimelerin geçtiği ayetleri anlamaya çalışalım.

“HELEKE” fiilinin geçtiği ayetlerde helak olma olayının bir anda, ansızın, kıskıvrak gerçekleştiğini görüyoruz. Yani ilgili fiilin ifade ettiği “yok oluş” çok hızlı bir şekilde bir süreç göstermeden vuku bulan bir eylem.

Şimdi de “TEBBE” kelimesinin farklı türevlerinin geçtiği iki ayete bakalım :

40 / Mu’min 37

أَسْبَابَ السَّمَاوَاتِ فَأَطَّلِعَ إِلَىٰ إِلَٰهِ مُوسَىٰ وَإِنِّي لَأَظُنُّهُ كَاذِبًا ۚ وَكَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوءُ عَمَلِهِ وَصُدَّ عَنِ السَّبِيلِ ۚ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ إِلَّا فِي تَبَابٍ
Esbabes semavati fe attalia ila ilahi müsa ve inni le ezunnühu kaziba ve kezalike züyyine li fir´avne suü amelihı ve sudde anis sebıl ve ma keydü fir´avne illa fı tebab
“Göklerin sebeplerine ulaşırsam, Mûsa´ın tanrısına, da ulaşırım. Ben onun yalancı biri olduğunu düşünüyorum.” Firavun´a, yaptığı işin kötülüğü bu şekilde süslü gösterildi de yoldan saptırıldı. Firavun´un tuzağı tamamen boşa çıktı. (hüsranla sonuçlandı) “

İlgili ayeti bir önceki ayetle birlikte okuduğumuzda, Firavunun, veziri Haman’dan kendisine bir kule inşa etmesini ve bu sayede Musa’nın Rabbine ulaşacağını söylüyor. Ayetin devamında ise “ben Musa’nın yalan söylediğini düşünüyorum” diyor.

Ayetin sonundaki “TEBAB” kelimesinin bir süreç ifade ettiğini görüyoruz. Firavunun bu tuzağının, çabasının hüsranla, perişanlıkla sonuçlanacağını anlıyoruz.

Şimdi diğer ayete bakalım:

11/ Hud 101

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَٰكِنْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ۖ فَمَا أَغْنَتْ عَنْهُمْ آلِهَتُهُمُ الَّتِي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ لَمَّا جَاءَ أَمْرُ رَبِّكَ ۖ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبِيبٍ
Ve ma zalemnahüm ve lakin zalemu enfüsehüm fe ma ağnet anhüm alihetühümültei yed´une min dunillahi min şey´il lemma cae meru rabbik ve ma zaduhüm ğayra tetbıb
Onlara biz zulmetmedik. Ama onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiğinde, Allah´ı bırakıp da yakardıkları ilahları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. İlahları onların sadece hasar ve hüsranlarını artırdı.

Ayette geçen “TEBİB” kelimesinin “hüsranını artırdı/hızlandırdı” anlamıyla yine bir süreç ifade ettiğini görüyoruz.

Bu iki ayet ışığında TEBBE ve HELEKE fiilleri arasındaki farkın net bir şekilde ortaya çıktığı kanaatindeyim.

Heleke – Ansızın gelen hüsran.

Tebbe – Bir süreç boyunca, yavaş yavaş gerçekleşen hüsran.

Ayeti anlamak için gerekli olan diğer kelimeye bakalım şimdi de.

Yed – (çoğulu eydi) – el, sap, (hayvanda) ön ayak, nüfuz, güç, destek, sahiplik.

Şimdi de kelimelerin ayetteki geliş formlarına göre anlamlarını vermeye çalışalım:

Tebbet – Mahvolma süreci başladı ve süreç  kesinlikle tamamlanacak.

Yeda Ebi Lehebin – Ebu Leheb’in iki gücünün

ve tebbe – (mazi kip 3. tekil şahıs) – Ve (Ebu Leheb’in) kendisinin de mahvolma süreci başladı ve kesinlikle tamamlanacak.

Dikkat edilirse ÜÇ kavram var tebbe’ye maruz kalan. Kişinin kendisi ve iki gücü. Bu üç kavrama Kur’andaki bir müteşabih ayeti anlamak için ilerleyen ayetlerde vurgu yapacağız.

Ekstra Bilgi : (Bildiğiniz gibi Kur’an ayetlerindeki harekeler Rasulullah’ın vefatından çok daha sonraları düzenlendi. Bu sebeple bazı kelimelerde farklı harekeleme ve farklı okuyuşlar mevcut. Birden fazla kıraat imamının farklı şekilde okuduğu kelimeleri biliyoruz. Tebbet suresinin ilk ayetinde yer alan “Ebi Leheb” ifadesindeki ilk kelimedeki “ye” harfi harekesiz. Bu harfin şeddeli olması durumunda, yani “Ebiy Leheb” şeklinde okunması durumunda kelimenin anlamının “Alevli Ateşi Küçümseyen” olması hayli dikkatimi çekti. Bu okuyuşu hiçbir kıraat imamında bulamadığım için “bu böyle okunabilir” yorumumda asla bulunamam. Bu sebeple parantez içi olarak bu bilgiyi paylaşmak istedim.)

  1. Ayet

Ma ağna ´anhü malühu ve ma keseb

Agna kelimesi sözlükte zenginleştirmek, yarar-fayda sağlamak, yoksulluğu gidermek, kurtarmak anlamlarına geliyor.

Ayetteki bir diğer bir kelime Kesebe. Bu da sözlükte (mal,servet,itibar)kazanmak, elde etmek, edinmek, (sermaye) devşirmek gibi anlamlara geliyor.

Şimdi ayeti anlamaya çalışalım:

Ma ağna – Fayda vermedi, yarar sağlamadı

anhü – O’nun (Ebu Leheb’in)

maluhu – malı

ve ma keseb – her ne kazanım elde etmişse. (itibar, statü, şöhret, evlatlar, sermaye vs..)

Görüldüğü gibi ilk ayetteki “iki el (güç)” ifadesinin tefsiri bir sonraki ayette yer alıyor. Kişinin kendisini güvende hissetmesini sağlayan iki gücü malı ve statü/şöhreti. Ve bu iki gücün ilgili kişiye yarar sağlamadığı ve kendisiyle birlikte bu iki gücün helak sürecine girdiğini anlıyoruz.

Bu sure ile birlikte Ebu Leheb’in telef olma sürecinin başladığını ve nihayet ölümünün de lakabını almasına sebep olan alevli yüzünde nükseden deri hastalığından olduğunu yine bize ulaşan bilgilerden anlıyoruz. (Bir rivayette çiçek hastalığı)

  1. Ayet

Seyasla naran zate leheb

Se (sevfe’nin kısaltılmışı) – muzari fiilin başına gelen gelecek zaman eki.

Salaa kelimesi konusunda mealcilere bir eleştirim var nacizane. Bu kelime çok net bir şekilde “kızartmak, kavrulmak” anlamına geliyor. Fakat bir çok mealde “ateşe girmek, ateşe yaslanmak” anlamları verilmiş. Bunun sebebi de bir sonraki kelimenin (nar) cümledeki geliş durumunun olduğunu düşünüyorum (fi harficeri ile gelmemiş,- de-da anlamı veren ön ek-) Bu ifadelerin ayetin keskinliğini körelttiği kanaatindeyim. Ayetin o vurucu etkisini bu gibi anlamların yumuşattığı ve kişide gerekli tesiri bırakmadığı gibi bir endişem oluştu. Bu sebeple ayette yer alan yasla kelimesine “kızartılmak için girecek” anlamının verilmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum.

Ayrıca salaa kelimesinin “ısıya dayanıklı” anlamı içerdiğini görünce de hayretim arttı. Bu dolaylı olarak kızartma olayında kızaran şeyin yok olmayacağı, kızarma eyleminin aynı yoğunlukta devam edeceğini ifade ediyor olabilir. En doğrusunu Allah bilir.

Nar kelimesi Nur kelimesinden türemiş bir kelime.(Bu anlamda iki kelime özü itibariyle aynı cevheri ifade ediyor- Melek-Cin konusunun anlaşılması için önemli olabilir) Kelime sözlükte ateş, atış, büyük yangın, büyük ve tahrip edici yangın anlamlarına geliyor.

Zate – e’a eki. bizzatihi ona, bizzat.

Leheb – Alev, ateş, alevlenmek, alevlendirmek,  tutuşmak

Şimdi ayeti anlamaya çalışalım :

Seyasla – Kızartılmak için girecek

Naran – büyük ateşe

Zate Leheb – Aleve sahip, Alevli

 

Bu noktada ilk ayeti anlamaya çalışırken ifade ettiğimiz 3 olguyu (kişinin kendisi, malı ve statü/şöhreti) gündemimize tekrar alabiliriz.

Mürselat Suresi 30. Ayette geçen “Üç Çatallı Gölge” nin Tebbet suresi’nin ilk 3 ayeti tarafından tefsir edildiğini düşünüyorum. Detay vermeden önce ilgili ayet grubunu görelim:

77/ Mürselat 29

انْطَلِقُوا إِلَىٰ مَا كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
İntaliku ila ma kuntum bihi tukezzebune.
Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye gidin!

77/ Mürselat 30

انْطَلِقُوا إِلَىٰ ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ
İntaliku ila zillin ziy selasi şu´abin.
Haydi, üç çatallı gölgeye gidin!

77/ Mürselat 31

لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ
La zaliylin ve la yuğniy minellehebi.
Ne gölgelendirir ne alevden korur.

Dikkat edilirse ilgili ayetlerde bahsedilen “3 çatallı gölge”nin kişiyi Leheb’e girmekten koruyamadığı (ağna) ifade ediliyor. Aynı kelimeler ile aynı akıbeti anlattığı çok net bir şekilde görülüyor. Dolayısı ile bu 3 çatallı gölge’nin kişinin kendi iradesi, malı ve şöhreti olduğu ve ahirette bu üç olgunun kişiye ekstra bir katkısının olmayacağını anlıyorum. Doğrusunu Allah bilir.

Sureye geri dönelim.

Şimdi de şu soruya cevap arayalım:

“Bu sure sadece Ebu Leheb adındaki biri için mi indi? Buradaki anlatılanlar günümüze nasıl bakıyor?”

Şüphesiz bu ifadeler bir sünnetullah (Allah’ın sistemi) gerçeğini ifade ediyor ve tüm zamanlara hitap ediyor.

Yakın zamanda bir cemaat liderinin(!) din adına nasıl insanların haklarını yiyerek güçlendiğini, terör örgütleriyle ne tür amaçlar için iş tuttuğunu, milletine ve müslümanlara nasıl ihanet ettğini, kısacası omurgasızlık gösterip Allah’ın dinini kendi egosuna nasıl alet ettiğini gördük. Bunun sonunda ise malının, şöhretinin ve nihayet kendisinin nasıl perişan olma sürecine girdiğini ve bu sürecin devam ettiğini yine hep beraber izliyoruz..

  1. Ayet

Vemraetüh hammaletel hatab

Önce ayetteki kelimelerin sözlük anlamlarına bakalım:

Emraet – Kadın, karı, eş

Hammal – Hamal, taşıyıcı

Hatab – Odun

4. ayetin başında gelen “vemraetüh” (O’nun (Ebu Leheb’in) karısı) ifadesinin 3. Ayetin devamı mı olduğu yoksa yeni bir cümle mi başlattığı konusunda iki farklı görüş var. Gramer bakımından iki farklı okuyuş mümkün.

  1. okuyuşa göre;

Seyasla naran zate leheb vemraetüh, hamamletel hatab…

 (Ebu Leheb) kızartılmak için büyük alevli ateşe girecek ve karısı da. O (kadın) odun hamalıdır..

  1. okuyuşa göre;

Seyasla naran zate leheb,  vemraetüh hamamletel hatab…

(Ebu Leheb) kızartılmak için büyük alevli ateşe girecek. Karısı ise odun hamalıdır…

Görüldüğü gibi iki okuyuş arasındaki anlam farkı bahsi geçen kadının ”Leheb” ile nitelenen alevli ateşte kızartılıp kızartılmadığıdır.

5. ayet ile birlikte okuduğumuzda bu kadının cezalandırıldığı ve cehennem azabına uğradığı anlaşılmaktadır. Burada sorguladığımız, kadının azabının Leheb’te kızartılmak olup olmadığıdır.

Benim buradaki kanaatim 2. okuyuşun doğru olduğu (4. Ayetle birikte yeni bir cümlenin başladığı) yönünde. Bize ulaşan rivayetlerden bu kadının Ebu Leheb gibi bir ilkesizlik göstermediğini, en başından beri inkarında net ve aşırı bir tavır sergilemiş olduğunu görüyoruz.

Buna ek olarak, birçok tefsirde gördüğüm “kadının Ebu lehebin kızartıldığı ateşi harlandırmak için ona odun taşıdığı” şeklindeki yorumların müfessirleri ve mealcileri birinci şekildeki okuyuşa yönlendirdiğini düşünüyorum. Bana göre bu yorum çok tutarlı değil. Çünkü kadının Ebu Leheb’e yöneldiği, O’na birşey taşıdığını ifade eden herhangi bir ifade yer almıyor ilgili ayetlerde.

Dolayısı ile tutumları farklı olan iki inkarcı tipin farklı özelliklerdeki azaplarla cezalandırıldığı kanaatindeyim.

Ekstra Not: (Kur’anda farklı anlatım şekilleriyle ifade edilen cehennem azaplarının konu aldığı inkarcı profillerinin analiz edilmesi bize bu konuda daha detaylı bilgi sağlayabilir. Yapılacak böyle bir çalışmanın sonunda konu hakkında daha net bilgiye sahip olabileceğimizi düşünüyorum)

Vemraetüh

Kur’anda kadın, eş anlamında kullanılan bir kelime daha var. Zevc kelimesi.

O halde şu soruyu soralım ve cevap arayalım:

Bu ayette Rabbimiz neden ZEVC değil de EMRAET ifadesini kullandı?

Emraet kelimesi Kur’an’da 26 kez geçiyor. (Kelime kökünden türeyenlerle birlikte 38 kez)

Zevc kelimesi ise 76 kez geçiyor. (Kelime kökünden türeyenlerle birlikte 81 kez)

Tüm bu ayetleri tek tek burada zikretmeyeceğiz. (Nasip olursa bununla ilgili ayrı bir çalışma yapacağız)

Konumuza ışık tutacak kadar bilgi vererek devam edelim.

Yukarıda sorduğumuz soruyu biraz daha özelleştirelim:

Kur’anda EMRAET kelimesi ile ifade edilen kadınlarda “ortak olan özellik” nedir?

Bunun için EMRAET kelimesinin geçtiği ayetlerdeki kadınların durumuna bakalım :

2:282 – Şaşıran unutan kadın (problem/eksiklik var)

2:35 – İmranın karısı – Rabbine adadığı çocuğunun kız olduğunu öğrenince hayal kırıklığı (problem/eksiklik var)

3:40 – Zekeriya’nın kısır karısı (problem/eksiklik var)

4:12 – Ana-babası ve çocuğu olmayan kadın (problem/eksiklik var)

4:128 – Kocasının sadakatsizliğinden endişe eden kadın (problem/eksiklik var)

7:83 – Lut’un helak olan karısı (problem/eksiklik var)

11:71 – İbrahim’in yaşlı ve kısır karısının endişesi (problem/eksiklik var)

11:81 – Lut’un helak olan karısı (problem/eksiklik var)

12:121 –  Mısırlı köle satın alan adamın çocuğu olmayan karısı  (problem/eksiklik var)

12:30 – Dedikodu yapan şehir kadınları (problem/eksiklik var)

12:51 – Zina yapmak isteyen Aziz’in karısı (problem/eksiklik var)

15:60– Lut’un helak olan karısı (problem/eksiklik var)

19:5 – Zekeriya’nın kısır karısı (problem/eksiklik var)

19:8 – Zekeriya’nın kısır karısı (problem/eksiklik var)

27:23 – Güneşe tapan Saba Melikesi (problem/eksiklik var)

27:57 – Lut’un helak olan karısı (problem/eksiklik var)

28:9 – Çocuğu olmayan Firavunun Karısı (problem/eksiklik var)

28:23–Çekingen, dertli iki kadın (problem/eksiklik var)

29:32 – Lut’un helak olan karısı (problem/eksiklik var)

29:33 – Lut’un helak olan karısı (problem/eksiklik var)

33:50 – Hicret etmek zorunda kalan mümin kadın (problem/eksiklik var)

51:29 – İbrahim’in yaşlı ve kısır karısının endişesi (problem/eksiklik var)

66:10 – Küfre sapan Nuh ve Lut’un eşleri (problem/eksiklik var)

66:11 – Firavunun karısı firavunun zulmünden Allah’a sığınıyor (problem/eksiklik var)

111:4 – Ebu Lehebin karısı.. (problem/eksiklik var)

Emraet kelimesinin geçtiği ayetlere baktığımızda bu kelimenin fiziksel ve ruhsal problemi olan kadınlar için kullanılmış olduğunu görüyoruz.

Doğrusunu Allah bilir.

 

hamamletel hatab

Şimdi yeni bir soru:

Bu kadın neden odun taşıyor?

Yukarıda da değindiğim gibi kadının Ebu Leheb’in ateşini harlandırmak için odun taşıyor olması oldukça zorlama bir yorum. Bunun dışında bu ifadenin dedikoduyu ifade ettiği, laf taşıyarak insanların yangınını artırdığı gibi yorumlar var.

Ben bu ayete farklı bir yorumla katkıda bulunmak istiyorum.

HATAB (odun) kelimesi Kur’anda 2 farklı yerde geçiyor. Bu ayetten başka geçtiği diğer ayet ise şu :

72/ Cin 15

وَأَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَبًا
Ve emmelkasitune fekanu licehenneme hataben.
“Haksızlığa sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır.”

Bu ayetle Bir bilgiye ulaştık. Cehennem odunları “Haksızlığa sapanlar” mış.

Peki bunlar kim? Ebu Leheb’in karısının cehennemde taşıdığı odun bu ayette geçen cehennem odunu olabilir mi?

Bu soruların cevabı için Cin Sure’sinin başından itibaren bu ayete kadar okumamız gerekiyor:

1 – Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur’ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur’ân dinledik.

2 – O Kur’ân hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.

3 – Doğrusu, Rabbimizin şanı çok yüksektir. Ne bir arkadaş edinmiştir, ne de bir çocuk.

4 – Meğer bizim beyinsiz (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.

5 – Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah’a karşı asla yalan söylemez sanmışız.

6 – Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı.

7 – Doğrusu onlar sizin zannettiğiniz gibi, zannetmişlerdi ki, Allah asla kimseyi Peygamber göndermeyecek.

8 – (Cinler, dediler ki): “Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk.”

9 – “Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor.”

10 – “Doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”

11 – Doğrusu bizler; bizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Biz çeşitli yollara ayrılmışız.

12 – “Doğrusu biz anladık ki, Allah’ı yerde acze düşürmemize imkân yok. Kaçmakla da O’nu asla âciz bırakamayacağız.”

13 – “Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik. Kim Rabbine inanırsa, ne hakkının eksik verilmesinden korkar, ne de kendisine kötülük edilmesinden.”

14 – “Ve biz, bizlerden müslümanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır.”

15 – Ama yoldan çıkanlar, işte onlar cehenneme odun olmuşlardır.

Görüldüğü gibi cehenneme odun olanlar inkarcı kötü Cinler..

Şimdi Tebbet suresi’nin 4. Ayetindeki “hammaletel hatab” ifadesini bu bilgi ışığında anlamaya çalışalım.

Ahirette, cehennemde resmedilen kadının odun taşıması, dünyadayken kötü cinlerle iş tuttuğunu ifade ediyor olsa gerektir. Bu kadının, Rasulullah’ı engellemek, O’na eziyet etmek için her türlü kötü yola başvurduğunu rivayetlerden biliyoruz.

Başvurduğu bu yollardan bazlarının inkarcı cinlerle iş tutarak büyü yapmak, muska yazmak, kahinlere-medyumlara başvurmak, fal bakmak gibi kötü eylemler olmasının ayetlerden çıkarılabilecek tutarlı bir yorum olacağı kanaatindeyim.

Bu noktada bir soru daha cevap buluyor, Ebu Leheb’in yaşarken tabiri caizse biletinin kesilmesinin sebebini anladık (İnkar ve Omurgasızlık). Peki bu kadının neden yaşarken imtihanı bitiyor ve cezası kesinleşiyor? Cevap gayet açık. İnkar etmekle kalmayıp inkarda aşırıya giden, tüm imkanlarıyla Allah’ın yolunu engellemeye çalışan iflah olmaz bir tutum…

Doğrusunu Allah bilir..

  1. Ayet

Fi cidiha hablüm mim mesed

Bu ayet bir önceki ayetteki cümlenin devamı.

Şimdi ayetteki kelimelerin sözlük anlamlarına bakalım:

Cîd – Gerdan, boyun

Habl – ip, halat, ışın, damar, kablo, kordon, sicim

Mesed – hurma dalı lifi

Arapça’da bildiğimiz boyun anlamında kullanılan kelimler farklı (unuk, rakabeh)

Cid kelimesi ise daha çok güzel görünen boyun, gerdan anlamında. Kur’anda sadece bu ayette geçiyor. Rivayetlerden bu kadının son derece güzel olduğu (lakabını hatırlayalım, Ümmü Cemil – Güzelliğin annesi) ve güzel gerdanını çeşitli mücevherlerle süsleyip gösteriş sattığı bilgileri yer alıyor.

Mesed kelimesi Kur’anda sadece bu ayette geçiyor. Hurma lifi, anladığım kadarıyla hiçbir şekilde kopmayan, kurtulması mümkün olmayan bir dokuya sahip.

Bu ayeti bir önceki ayetle birlikte okursak şu sonuç çıkıyor:

“O’nun (Ebu Leheb’in) karısı gerdanında hurma lifinden halat olduğu halde odun hamallığı yapıyor.”

Şimdiki cevap arayacağımız soru şu :

Bu kadının boynunda neden tasma var?

Rivayetlerden anlıyoruz ki bu kadın nefretinden kudurmuş bir köpek gibi davranmış, kalabalığın içinde Rasulullah’a hakaret etmiş (havlamış), Rasulullah’a (söylemeye dilim varmıyor) “Sahibini göremiyorum” diyerek Rabbimizin kendisini nitelendirdiği sıfatı yakıştırma edepsizliğinde bulunmuştur.

Şu iki rivayet sorunun cevabı olacaktır:

“Ümmü Cemil, Peygamber Efendimize hakaret ve eziyet için her yola baş vurmaktaydı. Mekke’de, vahyin kesildiği bir dönemde Peygamber Efendimizin yanına giderek alay etmeye kalkıştı. “Sahibini görmüyorum, herhalde seni terk etti.”

“Kendisi ve kocası hakkında sure nazil olduğunu duyan Ümmü Cemil eline bir taş alarak Peygamber Efendimizi aramaya başladı. O sırada Peygamber Efendimiz Kabe’nin yayına oturmuş Hazret-i Ebu Bekir (ra) ile sohbet etmekteydi. Ümmü Cemil’in hışım ve öfkeyle kendilerine doğru geldiğini gören Hz. Ebu Bekir; “Ya Resulallah! Ümmü Cemil pis ve ahlaksız bir kadındır. Onun gelişi hiç de hayra benzemiyor; sana bir zararının dokunmasından endişe ediyorum. “

 

Son Söz

Tebbet Suresi ile ilgili şimdilik, nacizane anlama çalışmalarım sonunda zihnimde belirenler bunlar oldu.

Kur’anın bir mucize olduğunu her çalışmamda bana gösteren Rabbime sonsuz kere hamd ediyorum.

Rabbimden hatalarım için bağışlanma diliyorum. Çalışmalarımızı bereketlendirmesini niyaz ediyorum.

Bu çalışmanın hiç olmazsa bir kardeşimin imanına katkı sunabileceği hayali beni mutlu etmeye yetiyor.

Gayret bizden sonuçları Rabbimizden…

 

Taha Yavuz

Kategori
Kişisel YazılarKur'an Araştırmaları