Kişisel Yazılar

ÜSTİNSAN VE BİREYSEL MÜSLÜMAN

bireysel müslüman

Mutluluğumun formülü : Bir evet, bir hayır, dosdoğru bir çizgi, bir hedef…1 Her insan kendini tarif ederken – kendini kalıplara sokarken – öncelik verdiği kalıplar vardır mutlaka. Kimisi ırkını, kimisi desteklediği takımı, kimisi kişisel özelliklerini başa koyar. Geçmişte kendimi tarif  ederken “ nihilist” kavramının beni en iyi ifade eden kavram olduğunu düşünürdüm. Bu akımın beni sadece mantık olarak etkilediğini söylemek yanlış olur, ruhen de bu akımın etkisinde kalmıştım. Artık inanç sahibi biri olarak elbette  kendimi nihilist olarak adlandır(a)mıyorum ama eskiden kalan alışkanlıklar ve düşünce tarzı hala bünyemde mevcut – şüphecilik kanımızda var – ve bu kendimi yeni bir kavram ile ifade etmemi sağlıyor.” Bireysel Müslüman”.

Müslümanım, elbette dinimin şartlarını kabul ediyorum ve Kuran’ı tüm hayatıma yaymaya çalışıyorum ama bu din adı altında Allah’a tezat işler yapmaya,  insanları kandırmaya, onları dinden uzaklaşmasına yol açan hurafeleri ve yalanları kabul etmiyorum. İnsan, dini;  kirli ahlakı ile kirletiyor ve elimizde yozlaşmış gelenekler ve adetler kalıyor. Hangi insan bunu kabul edebilir, bunun bir insana tapmaktan ne farkı var ki? Allah’ın dinini bırakıp, insanın dinine tapmaktır bu.

Bu konuyu ne kadar anlatsam da Nietzsche kadar güzel açıklayamam, hem de iki kelime ile; “ Tanrı öldü “. Bir inanan için ne kadar saçma, üzücü hatta tahrik içeren düşmanca bir ifade elbette ama bu Tanrı hangi Tanrı, kimin Tanrısı? Nietzsche’nin açıklaması şöyle;“ Tanrı öldü. Tanrıdan geriye bir ölü kaldı. Ve onu öldüren biziz. Hala gölgesi beliriyor uzaklarda. Kendimizi nasıl avutacağız, biz katillerin katilleri? Neydi bıçaklarımızın altında ölümüne kan döken, dünyanın sahip olmuş olduğu bu en kutsal ve en kudretli şey: bu kanı kim silecek üzerimizden? Hangi su var bizi temizleyecek? Hangi teselli şölenlerini, hangi kutsal oyunları icat etmek zorunda kalacağız? Fazla büyük değil mi bize bu davanın yüceliği? Buna layık olmak için birer tanrıya dönüşmeli değil miyiz?”2

Hristiyan dünyasında Kilise’ ye açılan savaş Tanrı’ya açılmış savaştır ve Nietzsche, kendi zamanına kadar gelen uygulamalarla ve rivayetlerle bozulmuş, değişime uğramış dinin  köhneliğinden bahsederek Kilise’ye ve bu bakış açısının insan ve toplum üzerindeki oluşturduğu geleneksel düşünce ve yaşam tarzına  savaş açıyor

Anlaşılıyor ki; Nietzsche Allah’ın öldüğünü söylemiyor. Batıl inançlarla, yalanlarla değiştirilen Allah sözünün, ikinci plana atılması sonucu ortaya çıkan dinin ve insanların bunu kabullenmesinin ortaya çıkardığı toplumsal çöküşü tarif edilemez sadelikle ortaya koyuyor. “ İnsanoğlu ne kadar nankör” 3 öyle değil mi? Filozof 1888 basımlı Deccal (Antichrist ) kitabında, oluşan dinin insan doğasına ne kadar ters olduğunu çok sert ifadelerle dile getiriyor.

Amacım ; Nietzsche’yi dindar biri olarak göstermek değil, ya da inançlı biri, amacım; farklı inanç ya da görüşte olsa da insanların yanlışı görüp ona yanlış diyebilmenin önemini göstermek. Bir çok Müslüman, bu sözün ne amaçla söylendiğini, hangi toplumu eleştirdiğini bilmeden – hatta merak etmeden- Nietzsche’ye düşmanca bakıyor. Nietzsche, dilbilimci, filozof, şair, yazar ve bir papazın oğlu, yani eğitimi yanında aileden dini bilgisi çok sağlam hatta okuduğu Protestan okulunda  “küçük Protestan papazı” olarak tanınıyor. Bu yakınlık, toplumun çürümüş dini bakışını fark etmesini sağlıyor hatta çok sert şekilde ters tepiyor bu yakınlık. Peki biz Nietzsche’nin dini bildiği  kadar,  felsefe, dilbilim, mitoloji, edebiyat, müzik bilgisine sahip miyiz?

“ Fazla büyük değil mi bize bu davanın yüceliği? Buna layık olmak için birer tanrıya dönüşmeli değil miyiz? ” İnsanın gücü, sınırı belli, insan Tanrı olamaz, Filozof, zaten insanın, insan sözünden tamamen arınması gerektiğini söylüyor.  Başka insanlar gibi hareket etmeye çalışıyoruz, kutsallıkları meçhul tarihi kişilikler, hem de yüzyıllarca önce yaşamış,  onların hükmünü geçerli sayıyoruz da Allah’ı unutuyoruz. Kalbimiz kabuk tutmuş gibi, hep eskiyi yaşayarak ve yeni hiçbir şey  yapmayarak, düşünmeyerek – hatta yeniye karşı çıkarak – yaşıyoruz. Oysa Allah bizden bunu mu istiyor. Günün, her gün gündüzden geceye dönmesi gibi, yeni doğan bebekler, değişen mevsimler, ölen, dönüşen yıldızlar, hücreler, uzayda hayat taşıyan göktaşları gibi Allah her şeyi değiştiriyor, dönüştürüyor, biz bu sünnetullahı göz ardı edip şekilciliğin peşinde koşturup, içimizdeki ateşi söndürüyoruz.

Ayrıca günümüz koşullarını benimsemek. İnancın önüne zamanın koşullarını engel koymak da ayrı bir sorun. “Günümüzde bu olmaz” demek, sanki inanca bir engelmişcesine yaşadığımız çağı bahane etmek, dindar bir insanı dinini yaşamak istiyor diye çağdışı görmek de insanın kendini kısıtlamasıdır. Oysa Allah zamandan bağımsız oluşunu örnek alıp, kendimizi yaşadığımız çağın şartlarından bağımsız kılmaya çalışıp daha evrensel din anlayışını benimsesek daha doğru olmaz mı ?

Bir de üstinsan konusu var; Oluşumunu tamamlamış insan, ama arada duraklar olmalı, yani insanın ötesi ama belki üstinsan için bir bekleme yeri. Benim inancıma göre – bir Müslüman için –  üstinsan, hayatını tamamen Kuran’a entegre etmeye çalışan ve nefsini arındıran, inancına kimseyi dahil etmeyen, yardımsever, kalbi temiz güçlü insandır. Hayatını Kuran dahilinde yaşayan insandır.

Tabi ki Filozof kendi, kavramını yine çok güzel açıklamış ; “İnsan bir iptir ki hayvanla üstinsan arasına gerilmiştir. Uçurumun üstünde bir ip. Tehlikeli bir geçiş, tehlikeli bir yolculuk, tehlikeli bir geriye bakış, tehlikeli bir ürperiş ve duraksayış.”  4

Bazı sözler, sanki bugünü anlatıyor ;”İddia ederim ki benim üstinsan dediğime, siz şeytan diyeceksiniz.” 5Henüz şeytan demediler ama sapık diyen var. Demek ki üstinsana daha yol var.

Bireysel Müslüman, kimsenin sözünü Allah sözü olarak görmez, Allah’ın bu fani dünya hayatında var ettiği kuralların sebep – sonuç ilişkisini anlamaya çalışır hem de saygı duyarak. Değişime saygı duyar, yeniliğe açıktır. Elbette bunlar Kuran’da bulunan emir ve yasakları delmeden yapar.

Bireysellik, bencillik olarak algılanmamalı. Bu bireysellik kimsenin dinine karışmamak ve kimseyi dinine karıştırmamaktır. Tek kişi olmak zorunda da değil. Elbette ki fakiri, ihtiyaç sahibini, öksüzü kollayan ve doğruluktan ayrılmayan biri. Bu kavram ; Allah’ın kendisine verdiği akıl ve vicdanı Allah yolunda, hiçbir tabuya ve otoriteye boyun eğmeden kullanması ve toplumun hangi kesiminden herhangi bir görüşün, kendisine ne kadar yakın olursa olsun hiç kimsenin kendisini Allah yolundan ayırmasına izin vermemesi anlatılmaktadır.

Allah yolu dosdoğrudur ve zorludur ve engellere karşı dayanıklı olmak zorundadır insan, Nietzsche aynı tanımı ve koşulları üstinsan için söylemiş. Nietzsche’nin bir Müslüman yada inançlı olduğunu söylemeye çalışmıyorum, hatta ateist olduğunu biliyorum; ama düşüncelerinin Allah’ın dinine bağlı bir insan için etkisinin olumlu olduğu fikrindeyim. Kendisini Deccal olarak gören Nietzsche için ironik bir teori belki ama onun üstinsanı ile bir Müslümanın karakterleri neden aynı yolda birleşemesin. Bireysel Müslüman’ın üstinsan olduğunu da söylemiyorum ama günümüz insanın ötesinde olduğuna inanıyorum, belki de insanla üstinsan arasına gerilmiş bir iptir. O Allah’tan başka kimseden korkmaz, kendinden bile.

 

AÇIKLAMALAR :

1. Putların Alacakarnlığı./ The Twilight of the Idols – 1889.

2. Şen Bilim / The Gay Science – 1882.

3. Kur’an – ı Kerim, İbrahim Suresi. 34.Ayet / Qur’an, Sūrat Ib’rāhīm, Verse 34.

4. Böyle Buyurdu Zerdüşt / Thus Spoke Zarathustra – 1883.

5. Böyle Buyurdu Zerdüşt / Thus Spoke Zarathustra – 1883.

 

Osman Kıvanç

Kategori
Kişisel Yazılar