yol üzerine
Kişisel Yazılar

YOL ÜZERİNE…

Söze mühim bir sualle başlamalı. İnsan mı yola düşer, yoksa yol mu insana ?

Türlü yolculuklar deneyimler insanoğlu şu kısacık hayatta. Yolda olduğunun farkına bile varmaz bazen.

Yaşamını hayallerine, umutlarına ya da ideallerine mi, yoksa amaçsız ya da faydasız heveslerine mi yol yapanları fikir havuzunda ağırlamalı. Bizce ikisi de akıl ve vicdan eleğinden geçerek -var ise- kirlerinden arındırılmalıdır. Zira kabuğuna bulaşan bir damla çürük, tüm meyve sepetini telef edecektir.

Yolculukların en meşakkatli fakat bir o kadar da yerinde olanı kalbe olanıdır. Zira kalbe hikmetle yapılan hiçbir seferde eli boş dönülmeyecektir.

Bu yolculuğu bir virüs tarama programına benzetebiliriz. Belli aralıklarla yapılan taramalar ile ruhta açılan gedikler ve fıtri sapmalar her daim fark edilecek ve çok geçmeden yamalanacaktır.

Bir hastanın tedavisi, nasıl hastalığını kabul etmesiyle başlayacaksa yolcunun da yolu kabul etmesi, kabullenmesi esastır.

Ona göre hazırlıklarına bir an evvel başlamalı, heybesine korkularını, zaaflarını, umutlarını ve hayallerini koymalıdır. Yanına alması elzem olan tek şey ise akıl ve vicdan aynasıdır. Bu ayna bilinenin aksine sihrini yalandan değil hakikatten alır.Böylelikle muhattabını ihya değil inşa eder..

Tek gerçek yolculuk aynı gözlerle, yüz değişik ülkeyi dolaşmak değil; aynı ülkeyi, yüz değişik gözle görebilmektir. Marcel Proust

Şimdi baştaki soruyu tekrar hatırlatalım. “İnsana yolun düştüğü” her durum türlü imtihanlara gebe bir yolculuktur ki her daim hakikat ve hayır turnusoluna başvurmak lazım gelir.

Seçilmeyen bir seçeneğin öznesi olan mü’min üzerine akan suyun debisini iyi ölçmeli ve akışını hayır istikametine çevirecek dirayette olmalıdır.

Asıl maharet yüz değişik şey görebilmek değil, algılara uğrayan tüm uyaranları “yüz değişik gözle” süzmek ve fark etmektir. Bu sayede hakikat perdesi aralanacak, yönetilen değil yöneten olunacaktır.

Seyahatin önündeki tek engel kapının eşiğidir. Bosna Atasözü

Peki ya baştaki sorunun ikinci kısmına ne demeli. Yola revan olanları kastediyoruz. Yani “yola düşenleri”. İşte bu kısım artık “talip olunan” neviden hasbi bir yolculuktur.

Tehlikeyi göze almak, hazırlık yapmak ve erken yol almak icap eder. Öyle ki bazen çetin, bazen sisli, bazen de seraplıdır.

Planlı olan bu seyahat bir derdin, bir sancının meyvesi olsa gerek. Bu gaye bir hayra gebeyse ne mutlu..

Umutlarına kanat takmış bu yolcuları diğerlerinden ayıran ise, denizde bir damla olmanın basitliğine değil deniz için bir damlanın mahiyetine inanmaları ve “kapı eşiğini aşma” cesaretini gösterebilmeleridir.

Sarp yokuşa talip olmaları onların yüreklerinin de gayeleri gibi büyük olduklarını göstermez mi?

Hakikat seferine yüreğini ve bileğini koyanlara, zaferi ise yalnız Allah’tan bekleyen yiğitlere selam olsun…

 

Ümit Karaevli

Kategori
Kişisel Yazılar